Öz Şefkat - Mükemmel Olmamız Gerektiğini Kim Söyledi?

Sevdiğimiz bir insanın canı yandığında bizim de canımız yanar. Acı çektiğini gördüğümüzde içimiz titrer, acısının hafiflemesini ve son bulmasını dileriz. Bu hissettiğimiz duygu “şefkat”tir. Bu duyguyu hiç tanımadığımız insanlara karşı da hissedebiliriz: acısını hisseder ve huzurlu olmasını isteriz. Peki bir başkasına şefkat göstermek kolayken, kendimize şefkat göstermekte neden bu kadar zorlanıyoruz hepimiz?


Canımız yandığında, üzüldüğümüzde, başarız olduğumuzda, haksızlığa uğradığımızda, kıskançlık hissettiğimizde, sevilmediğimizi düşündüğümüzde, öfkelendiğinizde veya vicdan azaplarımızda kendimize nasıl bir tavır takınıyoruz? Kendimize de bu denli içtenlikle destek olabiliyor muyuz? Yoksa kendimizi daha çok yargılarken mi buluyoruz? (Ben kesinlikle yargıç olandım!) Canımızı farkında olmaksızın daha mı çok acıtmamıza sebep oluyoruz? Belki de birinin hiç haketmediğimiz halde bizi kırdığını düşünmüşken üzerine bir de biz mi kendimizi tuzla buza çeviriyoruz?

“Sonunda üç şey önemlidir; ne kadar sevdiğin, ne kadar nazik yaşadığın ve senin yazgında olmayan şeylerden nasıl zarafetle vazgeçebildiğin.”

Böyle zamanlarda bırakın kendimize destek olmayı, kendimizi "daha fazla eleştiriyor, küçümsüyor, değersiz ya da yetersiz" hissediyoruz. O acımasız iç sesimiz bas bas bağırıyor. “Yine beceremedin.”, “Senden de bu beklenirdi, haketmiyorsun hiç bir şey.”, "Mutlu olmak senin neyine?”,“Kalp kırmakta üstüne yok, gerçekten kötü birisin sen!”. Kendimizi sürekli eleştiren bir iç sesimiz var ve otomatik pilotta konuşmaya, bizi etkilemeye ve aşağıya çekmeye devam ediyor.

  • Oysa ki kendimize şefkat duymak, başkalarına şefkat göstermekten gerçekten çok da farklı değil. Şefkat deneyiminin nasıl hissettirdiğini bir düşünün!

1. Başkalarına şefkat duymak için onların acı çektiğini “fark etmeliyiz”. Sokaktaki dilenen bir çocuğu görmezden gelirsek, deneyiminin ne kadar zor olduğu konusunda şefkat duyamamız mümkün olur mu?


2. Şefkat, başkalarının acılarından etkilenmeyi içerir (şefkat kelimesi kelimenin tam anlamıyla “birlikte acı çekmek” anlamına da gelir). Bu gerçekleştiğinde, sıcaklık, şefkat ve acı çeken kişiye bir şekilde yardım etme arzusu hissederiz içimizde. Şefkat duygusuna sahip olmak, aynı zamanda, başarısız olduklarında veya hata yaptıklarında, onları sert bir şekilde yargılamak yerine, “anlayış ve iyilikle” karşılık verdiğimiz anlamına gelir.


3. Bir başkasına şefkat duymamız (acıma değil), acı çekiyor olmanın, başarısız olmanın ya da mükemmel olmamanın yanında kusurlu olmanın da aslında insan olma deneyimimizin bir parçası olduğunu fark ettiğimiz anlamına gelir.

Kendimize şefkat göstermek, zor zamanlar geçirdiğimizde, başarısız olduğumuzda veya kendimizle ilgili hoşumuza gitmeyen bir şeyi fark ettiğimizde, kendimize karşı da aynı şekilde nazik, sıcak, anlayışlı ve sevecen davranmayı içerir: çeşitli yetersizlikler veya eksiklikler için kendimizi acımasızca yargılamak ve eleştirmek yerine, kişisel başarısızlıklarımızla karşı karşıya kaldığımızda kibar ve anlayışlı olabilmemizdir.


Sonuçta, mükemmel olmamız gerektiğini kim söyledi? Mükemmel olmak zorunda değiliz hiçbirimiz!


“Daha sağlıklı ve mutlu olmamıza izin verecek” şekillerde kendimize olan yaklaşımımızda değişiklik yapmaya çalışabiliriz. Bunu ancak "kendimize değer verdiğimizde" yaparız, "değersiz olduğumuz veya kabul edilemez olduğumuz"u düşündüğümüz durumda yapamayız.


Hayatımızda işler her zaman istediğimiz gibi gitmeyecek. Hayal kırıklıklarıyla karşılaşacak, kayıplar yaşayacak, hatalar yapacak, kendi belirlediğimiz sınırlarımıza çarpacak ve sınanacak, bazen de ideal olarak belirlediğimiz şeylerin gerisinde kalacağız.


İşte bu tam da insan olma halidir! Hepimizin paylaştığı bir gerçekliktir. Kalbimizi sürekli olanlarla savaşmak yerine, bu gerçekliğe ne kadar açarsak, yaşam deneyimimizde kendimize ve tüm diğer her şeye ve herkese o kadar çok şefkat duyabiliriz!

“Kendine şefkat, iyi duyguların değil, iyi niyetin bir uygulamasıdır." diyor Kristin Neff.
  • Peki "kendine karşı şefkatli olmak için ne yapıyorsun ve ben ne yapabilirim?" dersen:

1. Kendimi yargıladığımı hissettiğim anlarda hatırlatma yapıyorum: “Kusurlarımı kabul ediyorum çünkü kimse mükemmel değil. Bu şekilde hisseden ilk kişi ben değilim ve son kişi de ben olmayacağım.”


2. Kendime sevecen bir dil takınıyorum. İç konuşma şeklimi "bilinçli" bir şekilde değiştiriyorum. “Canım benim, tatlım, ah bir tanem sen yine mi kendini yargılıyorsun? Kendine haksızlık mı ediyorsun? Hadi yapma.” Bunu söylemeye başladığım anda konu her ne olursa olsun kendime karşı nezaket duygusunu hissetmemi sağlıyor, yüzüme bir gülümse yayılmaya başlıyor. Elbette çok tuhaf geliyor başlangıçta, ama inanın işe yarıyor!


3. Kendime izinli olduğumu hatırlatıyorum. Kendimi “Sinirlendiğim için çok kötü bir insanım." gibi olumsuz bir düşünce düşünürken yakaladığımda, bunu tersine çeviriyor ve kendimi bu duygudan "salıyorum”. Bunun yerine, “Sinirli ​​hissetmemin bir sakıncası yok, geldiği gibi gider.” diyorum. Üzerimdeki etkisi hemen hafifliyor!


4. Meditasyon yapıyorum. “3 Adımda Öz Şefkat Molası” pratiğini aşağıya bırakıyorum! (Türkçe kaynak)

(Senin için paylaşırken, kendime de tekrardan bu molayı verdim. "Başlangıçtaki ben ile meditasyon bitimindeki ben" arasında dağlar kadar fark olduğunu tüm içtenliğimle söyleyebilirim. Senin de bu hissi deneyimlemeni çok isterim: anlayış, huzur, sevgi ve her şeye izinli olma hali)

https://www.youtube.com/watch?v=SL-9hfc2bm8


5. Bir başka meditasyon ise Tara Brach' ın "kendimize karşı şefkat geliştirmek" konulu pratiği (İngilizce kaynak)

https://www.youtube.com/watch?v=mYk-MldGDWA


Sana uygun olduğunu düşündüğün yöntemi/ yöntemleri keşfederek, kendinle ilişkini ve kaçınılmaz olarak her şeyle ilişkini çok daha şefkat dolu, anlayışlı ve sevgi dolu bir hale getirebilirsin! Böylelikle yaşamdan çok daha fazla keyif alabilirsin!


Kaynak: Kristin Neff