An'da Yaşam Var

Düşünceler, bitmek bilmiyorlar. Sınırı, ucu bucağı olmayan, belki de durduramadığımız tek şey. Ardı arkası kesilmeyen zihinsel seslerimiz. Özdeşleştiğimiz, varlığımızın ayrılmaz parçası, zihnimize ait düşüncelerimizden bahsediyorum. Onu kullanmamız için tasarlanmışken, aslında onun bizi kullanmasına her gün tekrar tekrar izin verdiğimiz zihnimiz ve düşüncelerimiz. Bitmek bilmez trafik ve korna sesleri. Hız yapıp kurnaz davranmaya çalışmalar, bazen duvara toslamalar, beklenmedik anda yüzleşmeler.


Düşüncelerime kapılıp gitme eğilimim oldukça yüksek, çoğumuz gibi. Bir bakmışım saatler geçmiş, üzerine katmışım, olumlu olumsuz çıkarımlar yapmışım, geçmişle ilişkilendirmişim, gelecek rotası çizmişim. An uçmuş gitmiş. Geriye bir dizi senaryo kalmış. İnsanoğlunun fıtratında var sanırım (bahane olarak kabul etmeyelim!). Ama unutmayalım ki, yaradılışımızda her şeyi kontrol etme gücümüz de var. Kontrol etmek biraz itici, sınırlayıcı ve zorlama geliyor. Her şeyi dilediğimiz hale getirme gücümüz var da diyebiliriz. Buna düşüncelerimize kapılıp gitmeden, o olmaktansa onu izleyen olmayı seçmek de dahil. Hepimizin o hevesini kurduğu özgürlük ihtiyacı işte bu zihnimizle özdeşleşmeyi bırakmadan, onun üzerinde çalışmadan gelmeyecek bana kalırsa. Olay o işten kurtulmak, o sevgiliden ayrılmak, yurtdışına taşınmanın çok ötesinde. İşler değişir, sevgililer değişir, ülkeler değişir ama değişmeyen tek şey, belki de zihnimizin her zaman bizimle olacağı gerçeğidir.

Büyürken kendimize kim olduğumuzla ilgili bir zihinsel imaj oluştururuz. Buna hayalet benlik ya da ego diyebiliriz. O zihin faaliyetlerini ancak kesintisiz düşünmeyle sürdürebilir. Onun için şimdiki an mevcut değildir. O sadece geçmişi ve geleceği önemser. Geçmişi canlı tutmak ister çünkü geçmiş olmadan biz kimiz ki? Geçmiş bize bir kimlik verir. Varlığın bir tür doyuma ulaşması için, kurtuluş ve rahatlığa erişmesi için sürekli geleceğe projekte eder. Gelecek olmadan biz kimiz ki? Gelecek bize kurtuluş vaadeder. Bunların ikisi de illüzyondur. Şimdiki an ile ilgileniyormuş gibi gözüktüğünde bile ilgilenmez. Çünkü şimdiyi de geçmişin gözleriyle görür, algılar ve çıkarımda bulunur. Zihninizi gözlemleyin, böyle işlediğini göreceksiniz. Şahsen benim şaşmaz şekilde böyle işliyor.

Peki, bu işleyişi tek bir kararla değiştirmemiz mümkün mü? Daha iyi bir zihin, daha az düşünen bir zihin ya da daha çok çalışan yeni bir zihin almamız mümkün mü? Hayır. O zaman elimizde mevcut olan, bu biricik varlığı, zihnimizi, öz parçamızı kendi faydamıza kullanmayı seçmemizin zamanı geldi. Ve bu sadece onun üzerinde çalışarak başarabileceğimiz bir şey. Emek, efor, istikrar, azim, kararlılık, cesaret isteyen bir süreç.

AMA NASIL? Düşünce olmaktansa "düşünceyi izleyen" olarak. Düşünmemizi izlemeye başladığımızda daha yüksek bir bilinç düzeyi hareket geçer. Kafamızdaki sese tanık olarak bulunalım, o sesi dinleyelim. Tarafsız bir şekilde, yargılamadan yapalım bunu. Çünkü yargıladığımız ya da suçladığımız takdirde ses bu kez de arka kapıdan gelebilir ve kendimizi yine onu izlemektense onun kuklası gibi o ne der, ne hisset der, ne yap derse peşinden gider halde bulabiliriz. İzle, takip et, gözlemle. İzle, takip et, gözlemle. İzle, takip et, gözlemle. Hatta Sherlock ol! - bunu ciddileştirmemek için bazen kendime söylediğim bir şey :) Böylece bir düşünceyi dinlerken sadece düşüncenin değil, kendinizin - düşünceye tanıklık eden siz olarak - de farkında olursunuz. Böylece, yeni bir bilinç boyutu çıkar ortaya!

Düşüncenin ardında bilinçli bir mevcudiyeti - daha derin benliğimizi - hissederiz. O zaman düşünce üzerimizdeki tüm gücünü yitirir ve hızla batıp kaybolur. Deneyin göreceksiniz, pufff tuzla buz! Çünkü biz artık zihne onunla özdeşleşerek, kendimizi zihin sanarak güç vermez hale geliriz.

Bir düşünce battığında, zihinsel akışta bir kesinti, bir düşüncesizlik boşluğu deneyimleriz. (Aha moment! Hani düşünce kesintisizdi? Çünkü ona kapılıp giden bizdik ve o hiç durmuyordu. Ama artık öyle değil!) İlk önce bu boşluklar, aralıklar belki kısa sürecektir, birkaç saniye kadar, ama yavaş yavaş uzayacaktır bu süre. Bu boşluklar gerçek anlamda ortaya çıktığında, içimizde belirli biz sessizlik ve huzur hissederiz. Hepimizin olmak istediği ruh hallerinden biri, gerçek huzur. Bu bizim öz varlığımızla bir olduğumuzu hissettiğimiz (zihin ile değil öz ile) doğal halimizin ortaya çıkma halinin başlangıcıdır. Zihin artık engelleyemez bu durumu, çünkü biz onun peşinden sürüklenip gitmeyiz.

Kendimize şunu sormayı alışkanlık haline getirelim: " Şu anda içimde ne olup bitiyor? "

Bu soru bize doğru yolu gösterecektir. Ama onu analiz etmeden, sadece izleyelim. Burada tek önemli adım: zihnimizden ayrılmayı ve onunla özdeşleşmemeyi öğrenmektir. Bir gün kendimizi, kafamızdaki sese bir çocuğun meraklılıklarına gülümsediğimiz gibi gülümserken yakalayabiliriz! Bu artık zihnimizin içeriğini o kadar da ciddiye almadığımız anlamına gelir, çünkü artık benlik duygumuz ona dayanmamaktadır.


Şimdiye girmekte zorlanıyorsak:

Zihnimizin alışkanlık haline getirdiği Şimdi’den kaçma eğilimini gözlemleyerek başlayalım. O zaman geleceğin şimdiki andan daha iyi ya da daha kötü olarak hayal edildiğini gözlemleyeceğiz. Eğer hayal edilen gelecek daha iyiyse, bu size umut veya beklenti verir. Daha kötüyse endişe ve korku verir. İkisi de illüzyondur.


Kendimizi gözlemleme yoluyla, otomatik olarak yaşamımızda daha fazla mevcut olmaya başlarız. Orada mevcut olmadığımızı fark etmeye başlayınca, orada mevcut oluruz! Tanık olan mevcudiyet halimizle, artık o değilizdir, zihnimizle bir ve özdeşleşmiş halde değilizdir. Ve bu çok ama çok kıymetlidir varlığımız için.


Çünkü şimdiki an özgürlüğümüzün anahtarını barındırır. Biz zihnimiz olduğumuz sürece onu bulamayız.


Lütfen bunu ömrümüz boyunca unutmayalım: şimdiki an sahip olduğumuz tek şeydir.


Şimdi’yi yaşamımızın asıl odağı yapalım.

Çünkü şimdiki an, içinde tüm yaşamımızın geliştiği yerdir.

Kaynak: Eckhart Tolle