Beslenme Özgürlüğü

Milyonlarca insan yemeklerle olan ilişkisi konusunda bir savaş veriyor. Her birimiz yemek yedikten sonra pişmanlık duygusu, kilo alma korkusu gibi duygu durumlarıyla karşılaşıyoruz. Kalori hesaplamaları yapıyor ve türlü diyet girişimlerinde bulunuyoruz.


Çoğumuz az yediğimiz zaman kendimizle gurur duyma hissiyatımızın önüne geçemiyoruz. Aksi durumda ise kendimize kızıyor ve iradesiz hissediyoruz. Bir kısmımız ise yemeklerle kurduğu ilişkinin farkında bile değil, bedenine aldığı her şeyin "ruhunu ve zihnini" de doğrudan etkilediğini göz ardı ederek tamamen oluruna bırakmış halde.

Benim hikayemde ise midemde yaşadığım türlü sorunlar sebebiyle beslenme konusunda her yolu denediğim uzun bir süreç yaşadım. Bir çok uzman görüşü ve tedavi yöntemi denedim: Glutensiz beslen dediler, süt ürünsüz beslen dediler, probiyotiksiz olmaz ama ev yoğurdunu mutlaka kat beslenmene dediler. Mayasız beslen mideni iyice kötü yapar dediler, meyveyi çıkar beslenmenden şeker hiç olmasın dediler, protein ağırlıklı beslen dediler, hayır asıl hayvansal ürünleri çıkar listenden bitkisel temelli beslen dediler, bazı sebzeler sağlıklı da olsa dokunur bak sana dediler, kuruyemiş sağlıklı diyorlar ama onları da çıkar sen listenden dediler. Ben aklınıza gelebilcek her türlü beslenme şeklini ve her türlü kombinasyonu denedim.


İşe giderken yanımda yemeklerimi taşıdım. Bunların her biri de sağlıklıydı belki ama ben ilerleme kaydedemedikçe deneme yanılma tahtasını dönmüştüm. Zamanla yemek yerken "endişeli" hale geldim. İçimde “Ya rahatsız ederse mideni? Ya dokunursa? Ya midemi ağrıtırsa? Peki şişkinlik yaparsa? Onu yersem mide asidim artar mı? Ah, ağrı mı o? Ya da bana mı öyle geldi?” seslerini an be an duymaya başladım.

Kilo almaktan korktuğum zamanlar da oldu. Hep bir “Yemem Gerekenler” listem oldu ve onun dışına çıkmak beni muazzam suçlu hissettiriyordu. Çok istikrarlıydım, glutensiz mi beslen denildi ağzıma sürmezdim, süt ürünlerini mi çıkar denildi bir lokma içinde süt barındıran ürün tüketmezdim. Çok nadir arkadaşlarımla yemekte lokmalık kaçamaklarım olduğunda pişmanlık duyduğumu fark etmeye başladım.

Suç işlemiş gibi. “Listen dışına çıktın, sen bunu kendine nasıl yaparsın?” “İradesizsin, suçlusun, nefsine hakim olamadın, istikrarın yok, böyle yaparsan tabi iyileşemezsin!” Bedenime iyi bakacağım derken ruhuma acımasız ve şefkatten oldukça uzak bir şekilde yaklaşmaya başladım. Yemeklerle olan ilişkim zamanla bozuldu. Bedenime giren her bir lokmayı “iyi” veya “kötü”, “yasaklı” ya da “serbest” olarak kategorize etmeye başladığımı fark ettim. Sürekli endişe ve kaygı duyarak yemeğimi yemek büyük bir ızdırap haline geldi.

Bunu fark ettiğim an çözüm yolları aramaya başladım. Her kim aramızdan bir sebeple (benzer ya da bambaşka bir hikaye sonucunda) yemeklerle olan ilişkisi bozulduysa bilsin ki yalnız değil! Bilsin ki kararlılıkla çözüm ararsa, “Ben seni yeneceğim!” derse çözüm yolları da çıkacak karşısına. Ya bir blog yazısı ile, ya bir sohbet vasıtasıyla ya da bir yerde oturmuş kahvemizi içerken yanımızda yeni tanıştığımız o kişiyle sohbet ederken..


Tabağımızla ve kendimizle barışabilir, bu suçluluk hissiyatına elveda diyebiliriz. Yiyeceklerle ilişkimizi tamamen değiştirebilir, hayatımızın kontrolünü geri alabiliriz. Evet, yemeklerle ilişkimiz türlü sebeplerle bozulmuş olabilir. Nasıl ki bozulduysa, düzeltmek de bizim elimizde! Kalıcı, yaşamı değiştiren sonuçlar yaratmak için yemeklerle ilgili olan inançlarımızı, ilişkimizi ve alışkanlıklarımızı değiştiren "basit bir sistem"e ihtiyacımız var hepimizin. Ama ne?

Bu aşamada “Beslenme Psikolojisi” beynimizin yiyeceklerle olan ilişkisinde kalıcı bir değişiklik yaratabilir.

  • Stres, vücudumuzun hastalıklarla ve enfeksiyonla savaşma yeteneğini azaltır.

  • Depresif hissetmek vücudumuzda ağrılara neden olabilir ve sindirim sistemi hastalıkları yaratabilir.

  • Kendimize karşı acımasız eleştirilerde bulunmak, kendimizi sevmemek yeme bozukluklarını tetikleyebilir.

Bunlar dikkate alınması gereken ama çoğu zaman göz ardı ettiğimiz çok önemli ayrımlardır! “Beslenme Psikolojisi” alanı bilinçli olarak "zihin - beden bağlantısı"na dayanır ve özellikle gıdaların düşüncelerimizi ve duygularımızı nasıl etkilediğine odaklanır: Gıdamızı nasıl yediğimiz, neyi yemeyi seçtiğimiz ve dahası - bunu nasıl sindirdiğimiz, özümsediğimiz ve metabolize ettiğimizle ilgilenir.


İyileşmek ve iyi hissetmek adına sağlıklı beslenmeyi takıntı haline getiren ben anladım ki “vitaminler ve mineraller” tek başına çözüm değil. Aşk, zevk, birliktelik, hareket ve kahkaha gibi her türlü farklı beslenme kaynağına ihtiyaç duyan varlıklarız biz! Bu seviyede “beslendiğimizde" (hem yiyeceklerden hem de yaşamdan), eşsiz vücudumuzu tam olarak destekleyen yiyecekleri tüketmeye ek olarak, bedenimizi “her anlamda” beslemiş oluruz.

“Beslenme Psikoloji”sinin kültürümüzde daha fazla yer almasının zamanının geldiğine inanıyorum. Sağlık ve zindelik anlayışımızı sadece “doğru şekilde yemek yeme” sınırları içinde sınırladığımızda, hem yediğimiz yiyecek hem de duygularımız seviyesinde gerçekten ihtiyacımız olan şeyleri tamamen gözden kaçırıyoruz.


Biz tam ve bütünüz. Bir bedenimiz, bir ruhumuz ve bir zihnimiz, bilincimiz var bizim. "Bütünsel" yaklaşmadığımız müddetçe, yapbozumuzun bir parçası her zaman eksik kalacak ve her zaman bir aksilikle karşılaşmamız muhtemel olacak.


Bilmem kaç bin "uzman" ve "guru" tarafından tanımlanan "doğru beslenme şekli”nin çoğunu denemiş biri olarak şunun altını çizmek istiyorum hepimiz birbirinden eşsiz varlıklarız.Tek bir beslenme biçimi”ni doğru kabul etmek ve tek bir beslenme biçiminin hepimiz için doğru olması mümkün değil. Vücudumuzu gözlemleyip analiz ederek bize neyin iyi gelip gelmediğini en iyi biz bulabiliriz! Örneğin, kabak çok sağlıklı bir sebzeyken, tükettiğimde çoğunlukla ağrı ve şişkinlik yaptığını gözlemledim. O yüzden eser miktarda tüketmeye çalışıyorum.

Her anlamda "Beslenmek" için neler yapabiliriz?

1. Bu aşamada “Yemek Günlüğü” tutmak, ne yediğimizi ve neden yediğimizi daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir.

  • Ne yemek yediğimizi,

  • Yemek yerken nasıl hissettiğimizi,

  • Yemek yerken ne yaptığımızı (eğer varsa) bir süre not edebiliriz.

Bunu en azından 1 haftalık kısa bir süre (ya da dilerseniz daha uzun) yaparak ne yemeyi seçtiğimize, ne kadar hızlı ya da yavaş yediğimize, neden yediğimize, ne zaman yediğimize, ne kadar yediğimize, yedikten sonra bedenimizde yarattığı hislere dikkatli bir farkındalıkla yaklaşarak gözlemleyebiliriz.


Beslenmede "yeni bir bakış açısı" benimseyerek kendimizi istenmeyen yeme alışkanlıklarından, stresten, yaşamdan keyif alamama duygularından özgürleştirebiliriz.


2. Minnet Duymak: topraktan tabağa olan yolculuk

Yemeğinizi bir çırpıda bitirmeden önce durun! Yemeğinizi önüne koyun, gözlerinizi kapayın ve gevşeyin. Bu yiyecek için evrene, bitkiler ve hayvanlar da dahil olmak üzere onun sağlanmasına yardımcı olan tüm varlıklara, onu yetiştiren ve hazırlayan tüm insanlara teşekkür edin. Bu yolculuğun ne kadar kutsal olduğunu fark edin.


3. Yaşam Enerjisi Farkındalığı

Yemek yerken kendinize, bu yemeğin sizin kullanımınız için yaşam enerjisine dönüşmekte olduğunu söyleyin. Kendinize bedeninizin gereksinim duyduğu her şeyi kullandığını ve gereksinim duymadığı her şeyi de kolayca attığını söyleyin. Kendinizi o yemeği yemenin sonucu olarak çok daha sağlıklı ve güzelleşmiş olarak hayal edin.


Shakti Gawain' in kitabında okuduğum bu kısım beni oldukça etkilemişti. Sana da uygulamak iyi gelecektir. Bana iyi gelen sana da iyi gelir!


4. Ruhumuzu beslemek için, ruhumuzun ihtiyaçlarını anlamak için "Özşefkat ve Mindfulness uygulamaları" yapmak bize her zaman olduğu gibi çok iyi gelecektir. Ruhumuzu beslemeden, kendimizi herhangi bir konuda beslememiz mümkün değil bana kalırsa. Bunun için daha önce yazmış olduğum yazıyı okuyabilirsin.

https://www.100thmonkey.co/post/mindfulness-farkındalık-kapıyı-çalarsa-tık-tık-hızlanmak-i-çin-yavaşlamak


5. "Öz Şefkatli Farkındalık“ kitabının yazarı psikolog Dr. Christopher Germer ve Uzm. Psikolog Zeynep Selvili' nin "Özşefkatin Gücü" webinarını dinlemek de bu konuda farkındalığını artırmak adına çok faydalı olacaktır. Şefkat zayıflık değil, aksine gücün ta kendisidir!

https://www.youtube.com/watch?v=tDqA7rKDINY

Unutmayalım ki beslenmek "hem yemeklerle hem de yaşamdan nasıl beslendiğimizle" alakalıdır. Kendimizle "olumlu ve sağlıklı bir ilişki" yaratma yolunda bedenimizi, zihinimizi ve ruhumuzu tanıyarak, bu olağanüstü yaratımın ihtiyaçlarını gözeterek, onu en iyi şekilde besleyebiliriz! Kendimizle kurduğumuz bu sevgi ve şefkat dolu ilişkiyle hayatın her alanından beslenmemiz ve doyuma ulaşmamız kaçınılmaz olacaktır!

Kaynak:

National Heart, Lung, and Blood Institute. Guide to Behavior Change: Your Weight Is Important Accessed 8/25/2020.

https://psychologyofeating.com/nutritional-psychology/