Bilinçaltım, Uyuyan Güzel Kalk!

Tek bir zihnimiz var, ancak özünde iki farklı işlevsel parçaya sahip: bilinçli ve bilinçaltı zihnimiz. Hayatlarımızın kontrolünün kendimizde olduğunu düşünüyoruz. Bilinçli zihnimizin düşüncelerimizi yönlendirdiğine ve bir şekilde bilinçaltı zihnimizi de kontrol ettiğine inanıyoruz. Karar anlarında hepimiz özgürce hareket ettiğimizi, sınırsız sayıda seçenek arasından "kendi istediğimizi seçtiğimizi" hissediyoruz. Gerçekten öyle mi?


Gün boyunca bilinçaltımıza birçok düşünce tohumu ekiyoruz ve çoğu zaman bunun farkında bile olmuyoruz, çünkü ektiğimiz bu tohumlar alışkanlık haline gelmiş diğer düşüncelerimize dayalı oluyor. Bunu fark ettiğimden bu yana bilinçaltı zihnimi, her türlü tohumun yetişmesine ve büyümesine yardımcı olan “zengin bir toprak" olarak hayal ediyorum. Şimdi barış, mutluluk, iyi niyet ve sevgi düşüncesi ekmeye başlayabilirim. Bu harika tohumları ekmeye devam edebilir ve muhteşem bir hasat elde edebilirim!

Ya da kıskançlık, öfke, hırs, nefret düşünceleri de ekebilirim. O zaman hasatım da bu duygularımın meyvelerini verecek nitelikte olacaktır. Seçim benim. Seçim senin! Nasıl bir meyve yemek istiyorsun? Çürük, tatsız ve vitamin değeri olmayan bir meyve mi? Yoksa mis gibi kokan, ağız sulandıran ve seni zengin besin değerleriyle dolduracak olan bir meyve mi?

C. G. Jung’ un bir tanımlamasıyla “Bilinçaltı, bilinçli düşüncelerimizin görünmeyen kökleridir.”

“Bilinçaltımda..” şeklinde başlarız çoğu kez farkında olduğumuzu zannettiğimiz ama anlamlandıramadığımız olayları ve duyguları ifade ederken. “Ani bir tepki verdim, bilinçaltımda geçmişte yaşadığım bir anım tetiklendi herhalde.” , “Bu soruya nasıl cevap verdim bilmiyorum, sanırım bir yerde okumuştum bilinçaltımda kalmış.” Hayatımızda çabasız, farkında olmadan yaptığımız, söylediğimiz her şeyden sorumlu tutarız kendisini.


“Bilinçaltımda yatan” derken bile aslında orada olan ama uyuyan bir zihin olduğunu dile getirmiyor muyuz aslında? Bu uzun süredir yatmakta olan bilinçsiz zihnimizi, olayları ve bizlerde iz bıraktığı duyguları artık uykusundan uyandırmamızın, bizi oradan oraya sürüklemesine izin vermeye bir dur dememizin, bilinçli zihin seviyemize çıkarmamızın zamanı gelmedi mi sizce de?

Araştırmalara göre zihinsel faaliyetlerimizin yüzde 90’ı bilinçaltımızdan oluşurken, yüzde 10’u bilinçli zihin alanımızdan oluşmaktadır. Bu çarpıcı rakam bilinçaltı zihnimizin hayatımızdaki yerini ve önemini kavramamızı kolaylaştırabilir. Bu bilgiyi öğrendiğimde oldukça şaşırmıştım. Farkında olmadığım bu %90’ lık kısımla nasıl özgür irademe dayalı bir seçim yapabilirdim ki? Mümkün gözükmüyordu pek. O zaman ben de elimi bu uyuyan kısma daldırmaya karar verdim!

Bilinçaltı tam olarak nedir?

Bilinçsiz zihnimizin gücünü tam olarak anlamak için belki de önce "bilinçaltımız ile bilinçli zihnimiz arasındaki fark"ı anlamamız gerekir.


“Bilinçli zihnimiz”, farkındalığımızdaki tüm düşüncelerimiz ve eylemlerimizdir.

“Bilinçaltı zihnimiz” ise hafıza bankamız gibidir. Bana kalırsa anılarımız, inançlarımız ya da korkularımız gibi öznel gerçekliğimizden oluşan “bilinçaltı zihnimiz” konusunda farkında olmadığımız asıl şey, hayatımızda çok büyük bir etkiye sahip olmasıdır! Çoğu zaman onun orada olduğunu unutmaya meyilli oluşumuzun sebebi budur belki de, farkında olmayışımız.

Hayatımızda yaptığımız şeylerin seyrini tamamen yönlendirebilecek bir güce sahiptir. Bilinçaltı zihnimizde hemen hemen her şeyi “saklama” yeteneğine sahibiz. Yani gizli düşmanımız olabilir. Ya da üzerinde ustalaştığımızda inanılmaz bir müttefik de olabilir!

Bilinçli zihnimiz ve bilinçaltımızın iyi bir örneği, “araba kullanmayı öğrenmemiz” olabilir. Hele ki düz vites bir arabaysa, öğrenmeye başladığımızda vitesi ne zaman değiştireceğimiz, nasıl yönlendireceğimiz, pedalları nasıl kontrol edeceğimiz konularını sürekli olarak bize hatırlatması için bilinçli zihnimize ihtiyacımız vardır. Ancak, bir süre araba kullandıktan sonra ve tüm sürüş süreci alışkanlık haline geldiğinde, "bilinçaltımız" devreye girer. Bu durum bizi istediğimiz herhangi bir şeyi yapma konusunda özgür bırakır ve radyo dinlemek, sohbet etmek, hafta sonu planlarımıza karar vermek veya bir sonraki tatilimiz hakkında hayal kurmak gibi aktivitelerin tümünü araba kullanırken de yapabilir hale geliriz!


Tüm bu otomatik hareketler, insan davranışını yönlendiren en güçlü iç güçlerden biri tarafından yönlendirilir - Evet, bilinçaltı zihnimiz!

Zihnimiz gerçekten de hayranlık uyandırıyor, değil mi? Ama aynı zamanda inanılmaz derecede tembel de olabiliyor.

Zihin tembeldir!

Zihnimiz tüm bu özelliklerinin yanında, inanılmaz derecede tembel de olabiliyor - ne zaman tamamen yeni bir şey deneyimlesek, ona öyle davranmak yerine, zihnimiz deneyimi “aşina” olduğumuz bir şeyle ilişkilendirmeye çalışıyor!

Çünkü zihnimiz “tanıdık olanı” seviyor. Alışkanlıklarımızı seviyor. "Benzer günleri" seviyor. “Yeni” bir şeyi işlemek ve her seferinde tamamen farklı bir şekilde tepki vermek “yorucu” geliyor ona. Ne yazık ki bu "tembellik" de hayatlarımızda olumsuz ve zararlı sonuçlar doğurabiliyor.

Bilinçaltı nasıl çalışıyor?

Tekrarladığımız her şey alışkanlık yaratır hayatlarımızda. Bunu hepimiz deneyimlemişizdir. Aynı zamanda bu zihinsel alışkanlıklarımızı, dünyayı anlamamıza ve müzakere etmemize yardımcı olan bir inanç ağı oluşturmak için kendi kişisel deneyimlerimizle birleştiririz.

Bilinçaltı zihnimiz herhangi bir yaratıcı düşünce oluşturmuyor aslında. Bu onun işi değil. Neyin "hayali" neyin "gerçek" olduğunu ayırt bile edemiyor. Baskın düşüncelerimizden gelen verileri depoluyor, düzenliyor ve yorumluyor. Görevi içine yüklediğimiz imaj ve düşüncelerle eşleşen koşulları yaratmamıza yardımcı olmak, davranışlarımızın ve düşünce kalıplarımızın çoğunu otomatik hale getirmek aslında.


“Daha ne olsun?” dediğinizi duyar gibiyim! Evet, üzerimizdeki etkisi yabana atılır gibi değil, oldukça güçlü!


Bana kalırsa sorun bilinçaltı zihnimize damgalanmış veya kaydedilmiş şeylerin çoğunun "hatalı programlama” olmasından kaynaklanıyor. Kendimize bir şeyi yapamayacağımızı, bir şeye sahip olamayacağımızı veya bir şeyi hak etmeyeceğimizi söylemek gibi alışkanlık haline getirdiğimiz düşüncelerimiz var hepimizin. Size de tanıdık geldi mi?

“Nasıl olsa çok para kazanamam.”

“Aşık olamam bu yaştan sonra, bu yaşta aşık olunmaz, geçti benden.”

“Ne yaparsam yapayım bana hak ettiğim değeri göstermeyecek.”


Bunları yeterince sık tekrarladığımızda, bilinçaltı zihnimizdekileri doğrulayan ve ifade eden durumlar yaratmaya da devam ediyoruz. Evet, çok para kazanamıyor, 40’ ımızda aşık olamıyor ya da hak ettiğimizi düşündüğümüz değeri göremiyoruz! Bunların tümü zamanla “sınırlayıcı inançlarımız” haline geliyor.

Ne yazık ki, bunlara neden olan deneyim veya durumun ne olduğunu kendimize sorduğumuzda cevapları hemen bulamayabiliriz. Bunun nedeni, cevabın bilinçaltımızda saklanması ve doğru araçlar olmadan erişmemizin gerçekten de zor olmasıdır.


Olumsuz düşünce döngülerimizi neyin “beslediğini” ortaya çıkarırsak, bu sınırlayıcı düşünce kalıplarımızdan kurtulabiliriz! Bilinçaltımız erişilemez değildir, ancak kendimizi merkezleyecek ve bilinçaltımıza inip keşfe çıkacak, bilinçaltımıza odaklanacak zaman ve mekan yaratmazsak gizli kalabilir!

Özgürleşmek ve yeni alışkanlıklar oluşturmak!

1. Zihnin nasıl çalıştığını gerçekten anlayarak ve bilinçaltımızı keşfe çıkarak alışkanlıklarımızı, sınırlayıcı inançlarımızı ve yeterince iyi olmadığımıza veya yeteneksiz olduğumuza dair tüm yanlış inanışlarımızı, düşüncelerimizi anlamaya başlayabiliriz. En önemlisi, bu düşüncelerimizin "nereden geldiğini" ve bu inançlarımızın "neleri beslediğini" bulabiliriz.


2. Bir sonraki adımımız ise “Bilinçaltımızı yeniden yazmak.” olacaktır. Evet zihnimiz tembel olabilir, ama "yeni sinir yolları" oluşturmak ve belirli olaylara ve deneyimlere "farklı" bir şekilde tepki vermeye başlamak için gerekli “takviye”ler ulaşılmaz değildir!

Bilinçaltımla nasıl ilişki kurabilirim?

Benim uyguladığım yöntemler meditasyon, yoga, nefes pratikleri, farkındalık çalışmaları, öz şefkat pratikleri, yazmak, doğada zaman geçirmek veya dans etmek. O gün daha önce hiç yapmadığım bir şeyi, istemesem bile yapmak. Zihnim hayır dese bile, bildiğini oku dese bile yeni olanı denemek. Üzerine gitmek. Sessizlikte kalmak. Kendimi dinlemek için alan yaratmak ve tüm bunları sadece bir gün değil, düzenli yapmak. Keşif yolculuğundan sapmamak.


Öyleyse hepbirlikte yapalım bunu! Ne duruyoruz?


Meditasyon, bana kalırsa iç dünyamıza ve çizdiğimiz tüm görüntülere uyum sağlamanın en etkili yoludur! İç konuşmalarımızın farkında olmak, bilinçaltı zihnimize hakim olmamız için ihtiyacımız olan bilgileri verir bize. İç konuşmamızı gözlemlemeye başlayalım! Her gün kendimize neler diyoruz? Bilinçaltı programlamamızla çelişen yeni bir fikir ortaya attığımızda zihnimizin cevapları ne oluyor? Hızlıca inkar mı ediyor, yoksa gerçekten kulak veriyor mu?


Çoğu zaman iç konuşmamızın farkında bile değiliz. Haydi gözlemlemeye devam edelim, hem de her gün. Eylemlerimizin ve konuşmalarımızın içeriğinin büyük bir kısmı, bilinçaltımızda depolanan yetersiz verilerden, yanlış inanışlarımızdan, korkularımızdan ya da endişelerimizden oluşuyor. Günlük meditasyon pratiği ile bu iç dünyanın farkına vardıkça, zihnimizde ustalaştıkça ve baskın düşüncelerimizi yeniden programladıkça hayatımız değişecek, deneyimleyin ve görün! Dilersen meditasyon hakkında daha önce paylaştığım yazılara da bakabilirsin.

Alışkanlık haline gelen düşüncelerimizi keşfettikçe, aslında bizi "istediğimiz şey olmak"tan uzaklaştıran şeyin, bu düşüncelerimiz olduğunu gördüğünüzde siz de şaşırabilirsiniz. Kişileri ve koşulları suçlarken, kendi eserimiz olduğunu görünce, benim gibi ağzınız açık kalabilir!

Günlük uygulama ile kendimiz için en iyi ve doğru "programlama"ya geçeceğiz! Eski sürümümüze "elveda" diyeceğiz. Ve dış dünyamız bilinçaltı zihnimizde tuttuğumuz yeni düşünme şeklimizin ve harikalığın aynası haline gelecek.


Bilinçaltım, uyuyan güzel kalk, ben geldim!

Kaynak: Joe Dispenza, Sigmund Freud, Mindvalley

  • Siyah Instagram Simge