Düşündüğümüze Dönüşmek

Hayatımızdaki şeyleri "oldukları gibi" mi görüyoruz, yoksa "olduğumuz gibi" mi görüyoruz? Hepimizin farklı durumlardan farklı anlamlar çıkarmasının hayatlarımıza "farklı" şekillerde yansıması da kaçınılmaz oluyor. Çünkü nasıl düşünüyorsak öyle görüyor ve algılıyoruz.


Çoğumuz "korktuğum başıma geldi" diye yakınırken buluyoruz kendimizi, kendimizin yarattığının farkında olmadan. Sanki şanssız ya da talihsiz olan bir bizmişiz gibi hissediyoruz. Düşüncelerimizin kim olduğumuz ve ne yaşadığımızla nasıl bir bağlantısı var? Bizler mutlak gerçeklerin peşinden mi koşuyoruz, yoksa gerçekliğimizi kendimiz mi yaratıyoruz?

“Her şey bir insanın elinden alınabilir, bir şey dışında; insan özgürlüklerinin sonuncusu olan, kişinin herhangi bir koşulda tutumunu seçmesi, kendi yolunu belirlemesi.” - Viktor E. Frankl

Yapılan son araştırmalara göre Kanadalı bilim insanları, ilk kez insan beyninde bir düşüncenin izlediği yolu ortaya koydular. Bilim insanları bu sayede bir fikrin ne zaman başladığını ve bittiğini anlayarak, ortalama bir insanın zihninde günde 6 binden fazla düşüncenin meydana geldiğini hesapladılar. (Queen' s University - Dr. Poppenk)


İşin ilginç tarafı ise bu düşüncelerimizin % 91'inin önceki ve ondan önceki günle aynı olduğu söyleniyor. Çoğumuz zamanımızın büyük bir kısmını geleceğin bize neler getirebileceği konusunda endişelenerek ve yaşamlarımızda eksik olduğunu düşündüğümüz şeylerden şikayet ederek, diğer kısmında ise geçmişte yaşadığımız olayları ve pişmanlıklarımızı düşünerek geçiriyoruz.


Bu oranlara baktığımızda hayatımızın neden aynı döngü içinde tekrar ettiğini daha iyi anlayabiliriz belki de. Öyleyse güç, önceki günden farklı olan düşüncelerimizin %9' unda değil mi? Enerjimizi bu % 9' luk kısma odaklarsak hayatımızda bir fark yaratabiliriz!


“Gelmiş geçmiş en büyük keşif, insanın düşünce biçimini değiştirerek yaşamını değiştirebilmesidir.” -Albert Schweitzer


Aklımızın ve düşüncelerimizin "potansiyel gücü" hakkında çok az bilgiye sahibiz. Düşüncelerimiz üzerinde hiçbir sorumluluk üstlenmeden, zihnimizin bizi götürmek istediği her yere götürmesine izin veriyor, bir nevi çekim yasasını göz göre göre işletiyoruz. Üzerinde hiçbir söz hakkına sahip değilmişçesine kontrolü tamamen zihnimize bırakıyor ve o neyi düşünür ya da neye odaklanırsa, onu hayatımıza buyur etmeye devam ediyoruz.


Oysa ki, her şeyin özü "enerji"dir. Düşüncelerimiz de bir enerjiden ibarettir. Evrene gönderdiğimiz "olumlu ya da olumsuz" her şeyin geri dönüşünü yaşıyoruz. Hayatımızda olmasını istediğimiz ya da ihtiyacımız olan şeyleri düşünüyorsak, enerjimizi bu doğrultuda göndererek gerekli durumları ve insanları çekiyoruz hayatımıza. Tıpkı "yerçekimi yasası" gibi "çekim yasası" da her koşulda işliyor.


Aslında baktığımızda, bugün var olan her şey önce birinin zihninde bir düşünce olarak başlamadı mı? Örneğin, şu anda oturduğumuz sandalye birinin zihninde önce bir düşünce olarak başladı. Her ayrıntısı: kumaşı, minderleri, şekli, rengi, her bir parça birinin zihninde bir düşünce olarak başladı ve parçaları bir araya getirerek gerçek oldu.

Hayatımızdaki her şey de böyle değil midir? Yeni bir düşünce ortaya çıktığında, zihnimizde daha önce hiç var olmayan bir alan açılır. Zihnimiz bu yeni alanı görünür kılmak için ihtiyaç duyduğumuz insanlar, yerler ve kaynaklar ile burayı doldurmaya çalışır. Her şey özünde bir düşünceyle başlar. Hayatımızı değiştirmek istiyorsak, ne düşündüğümüzü ve nasıl düşündüğümüzü değiştirmek işte bu yüzden çok önemlidir.


Belki bir kalem ve bir kağıt almanın, kendimize ne istediğimizi sormaya başlamamızın zamanı gelmiştir. Yazmanın dönüştürücü gücünü kullanabiliriz. Bilinçaltımızdan hiç beklenmedik, şaşıracağımız cevaplar gelecektir. Bilinçaltımızı bilinç üstüne çıkaralım ve soralım: "Hayatımda neye ihtiyacım var?", "Beni mutlu edeceğine inandığım şeyler neler?", "Neleri gerçekten isteyerek, neleri zorunluluktan yapıyorum?", "Neleri istemediğim halde başkaları mutlu olsun diye yapıyorum?", "Bana artık hizmet etmeyen düşünceler neler ve bu düşüncelerin yerine neleri koyabilirim?"


Soruları soralım ve iç sesimizin, kalbimizin bize cevap vermesine izin verelim. Kendimize gerçekten kulak verelim. Kaybedecek hiçbir şeyimiz yok. Şimdiye kadar geçmişimizi düşünerek pişmanlıklar yaşadık, geleceğimizi düşünerek kaygılandık ve bu duyguların hiç biri bize iyi gelmedi.


Neden şimdi birlikte yeni bir şey denemeyelim? Aklımızı yeni fikirlere açık tutmakta, yeniyi denemekte hiç bir sakınca yok. Odağımızı bizi mutsuz eden şeylerden, bize huzur ve mutluluk getirebilecek şeylere çekmeye karar verelim. Her zaman hayalini kurduğumuz hayatı yaşamaya karar verelim. Ya da hayal kurmadığımızı fark edersek, "bugün" hayal kurmaya başlayalım.


Mutlu mu hissetmek istiyoruz? Mutlu hissedelim, kendi kendimize gülmeye başlayalım. İçinizde şimdiden değişen o hisse siz de tanık olacaksınız. Başarılı mı olmak istiyoruz? Başarılıymış gibi hissedelim. Tutku dolu mu olmak istiyoruz? Yaptığımız işten heyecanlanıyor gibi bir imge yaratalım kafamızda ve bu duygunun içinde olalım. Henüz yaşamadan hissetmeye başlayalım bu duyguları ve gerçeğimiz yapma yolunun adımlarını bugünden atalım. Ne de olsa evrende her şey bir olasılık olarak zaten mevcut!


Nasıl hissedeceğimizi, hayatlarımızı nasıl yaşayacağımızı seçme yeteneğine hepimiz sahibiz. Bizi mutlu edeceğine inandığımız, hayatımızı dilediğimiz gibi yaşamamızı sağlayacak "enerji ve frekansta" olmayı seçelim. Unutmayalım ki, yaşamımızda tezahür ettirmek istediğimiz şeye daha fazla enerji vermemiz "bilinçli bir çaba" gerektirecektir.


Bu zamana kadar odaklandığımız her şeyi yarattık. Bu sefer geçmiş deneyimlerimizden farklı olarak korktuğumuzun başımıza geldiği değil, içinde olmak istediğimiz gerçekliği yaratacağız.


  • Siyah Instagram Simge