Devlerin Arasında Bir Cüce

Başarı hikayelerini hepimiz çok seviyoruz. Okuyoruz, dinliyoruz, imreniyoruz, mest oluyoruz. Ama fark ettiysen başarı hikayeleri bir hikayenin yalnızca başlangıcında (hayaline) veya sonunda (sonucuna) yer alıyor.

Hikayenin en uzun ve en önemli kısmını ise neredeyse her zaman ihmal ediyoruz: orta kısmı! Bunun nedeni, hikayenin en ihtişamlı, güzel ve genel olarak çekici kısımlarının ortaya çıktığı yerin orta kısım olmamasıdır.

Ve genelde her başarı hikayesinin orta kısmı tamamen benzer bir rotadan ilerliyor: Tutarlılık. Cesaret. Korkuyla yüzleşen o kişinin yolu!

Yani kahramanın yolu.

“Her ne yapabilir ya da hayal edebilirsen, başla! Cesaretin içinde deha, güç ve sihir vardır.” -Goethe

Her başarı hikayesinin orta kısmı "tutarlı olabilmek"le ilgili oluyor genelde. Yani korkuya rağmen, tüm bahanelere rağmen ilerlemek ve o şeyi yine de yapmakla ilgili.

Bizler kahramanların kısaltılmış başarı öyküsünü ele alıyoruz genelde - “Hayal etti ve başardı”. Ve ne yazık ki, bu bize yanlış umut veriyor. Bizi, başarı çabuk gelmezse, yanlış yolda olduğumuza, hayalimizin "doğru" veya sahip olmaya pek de değer olmadığına inanmaya götürüyor!

Tutarlı olmak ise kolayca yapılabilirmiş gibi geliyor kulağımıza, değil mi? Öyleyse tutarlı olmakta neden bu kadar zorlanıyoruz? Tutarlı olmak bir nevi “tamamen bağlı” olduğumuz anlamına geliyor. Ve bana kalırsa en önemli olana tam olarak bağlı kalmaktan korkuyoruz içten içe. Günün sonunda ise “Ehh, sorun değil.” diyoruz. Ne de olsa işler planladığımız gibi gitmezse “O kadar da çabalamadım zaten.” der ve avuturuz kendimizi.

Hayalimize kararlı bir şekilde bağlılık, hayalimize karşı gelen her mazereti bir kenara bırakmamız anlamına geliyor aslında:

“Bugün hayalim için cesur bir adım atacağım. Ve bunu yarın tekrar yapacağım. Ve ondan sonraki gün ve her gün, çünkü ruhumu ateşe veren şey bu. Ve bunu yapmalıyım. Başarıya ulaşmak için değil, korkularımla büyümek için belki de. Sonuç için ise hiç değil, yolculuğun ta kendisi için."


“Kendinizi aşmanın değil, kendinizi olduğu gibi ortaya koyabilmenin yolunu öğrenin.” diyor Steven Pressfield.


Direniş ise bu noktada devreye giriyor. Direniş ruhumuzun evrimi için hayati bir şey yapmak üzere olduğumuz her an ortaya çıkıyor. Direnişin yakıtı ise korkunun ta kendisi oluyor. Ve aslında kendimizi sabote etmenin de başrolünde bulunuyor.

Konfor bölgemizde çok uzun süre kaldığımızda hissettiğimiz şey ne? Hakikaten konforlu hissediyor muyuz burada? Bana kalırsa hayır! Can sıkıntısı, huzursuzluk, tanımlanabilir bir kaynağı olmayan bir suçluluk duygusu. Daha çok hissettiğimiz bunlar değil mi? İşte bunlar direnme halimizin belirtileri aslında.

Direniş en çok da erteleme şeklinde gösteriyor kendini.

"Erteleme, direncin en yaygın tezahürüdür çünkü rasyonelleştirmesi en kolay yoldur. Kendimize, "Senfonimi asla yazmayacağım" demiyoruz. Bunun yerine, "Senfonimi yazacağım; Ben sadece yarın başlayacağım.” diyoruz. -Steven Pressfield

Sevdiğimiz şey söz konusu olduğunda her birimiz aynı güçlüklerle karşı karşıyayız aslında. Hepimizin korkuları var, hepimiz direnişle, iç sabotaj mekanizmalarımıza yüzleşiyoruz.


Bu savaşlarda yalnız olmadığımızı fark etmenin büyük bir rahatlığı var bana kalırsa. İnan ben de senin gibiyim! Ne kadar deneyimli veya başarılı olursa olsun, hiç kimsenin de korkuya veya direnişe karşı doğrudan bir bağışıklık kazanmış olduğunu zannetmiyorum. Ama bilmekle, görmekle, fark etmekle beraber bağışıklık kazanmaya başlıyoruz.


Tek başımıza savaşma cesareti gösteriyoruz belki ama şunu unutmayalım ki hepimiz özümüzde aynı kavgayı veriyoruz.

"Eğer hayal edebiliyorsanız, başarabilirsiniz." Eminim Zig Ziglar'ın bu sözünü sen de birçok kez duydun. Hatta biraz klişe gelmeye başlamış bile olabilir.


Bu alıntının özünde var olan pozitifliği sevmeme rağmen, biraz yüce ve ulaşılması zor da hissettiriyor bana. Her insanın atması gereken biraz korkutucu biraz endişe yaratan ya da zorlu adımları çok kolay bir şeymiş gibi dile getiriyor sanki. Ama bu adımlar hayalperestleri (yani aslında hepimizi!) kahraman yapmaz mı?


Bir kahraman seviyesine yükselmek beraberinde güçlü adımları da getiriyor. Ne de olsa kahraman korkusuzdur! Ancak hayalperestlerin, yani bizlerin ise korkuları var. Ama korkunun üzerine gitmekle birlikte gelen bir sihir de var!


Bana kalırsa hayallerimizin olduğu yere nasıl gideceğimizi tam olarak, her detayıyla bilmek zorunda da değiliz. Ayrıntılarla ilgilenen bizden daha yüksek ve yüce bir güç var. Buna yaratıcı, evren her ne dersek diyelim.

Bu yolda anında tatmin veya ödül almadan harekete geçerek kararlı ve tutarlı olduğumuzu göstermemiz gerekiyor sadece! O ilk zorlu adımı atmamız gerekiyor. Bugün. Ve yarın tekrardan ve sonraki gün bir daha! Mazeretlerimizi bir kenara bırakıp eylemlerimizde tutarlı olursak, bunun geri dönüşü mutlaka olacaktır. Sen de biliyorsun.

Herhangi bir konfor alanından çıkma çabamızın en korkutucu kısmı işte bu ilk adım oluyor. Heyecan verici ama korkuyu da uyandıran fikrimizin "başlat" düğmesine resmi olarak bastığımız nokta!


Çünkü bu butonun önünde milyonlarca zihin engelimiz var.

  • Önce X kursuna gitmeliyim.

  • Önce daha fazla araştırma yapmam gerekir. (Bu benim en çok yaptıklarımdan biri!)

  • Önce falancaya danışmalıyım.

  • Önce X tutarında paraya ihtiyacım var.

  • Ama tatil sezonuna giriyoruz. Daha sonra başlarım.

Ama yeter.


Ne zaman bir işe koyulurken gerçekten % 100 hazır olduğumuzu hissettik ki? Zihnimizin "hazır" olmasını beklemek, korkumuzun kılık değiştirmiş hali gibi değil mi sizce de?


Ve korku, baştan sona acıyan noktalarımızın, kusurlarımızın ve kendi algıladığımız sınırlarımızın her birini işaret etmek de dahil olmak üzere, başlamamızı engelleyecek her boyutuyla var olmaya devam ederken, artık sadece durup bekleyemeyiz!


Korkunun kendiliğinden geçmesini bekleyemeyiz. Üzerine gidebilir, harekete geçebiliriz!


Hangi işi ertelemeye devam ediyorsun? Hangi işten korkuyorsun? Bilinmeyenlerle dolu olduğu için hangi şey sana korkutucu görünüyor? Sor kendine.

İşte bu her neyse şimdi yap! Devlerin arasında bir cüce gibi hissetme artık.

Bir kez başladıktan sonra EN KÖTÜ NE OLABİLİR Kİ?

Kaynak: Steven Pressfield

  • Siyah Instagram Simge