Duygusal Dayanıklılık ve Amigdala

Bir Japon Atasözü der ki: "Bükülen bambu, direnen meşe ağacından daha güçlüdür." Beynimiz, güvenliğimizi sağlamak amacıyla duygusal veya fiziksel rahatsızlıklardan kaçınmak üzere hareket eder. Ve bu güçlü içgüdü, asırlar boyunca türümüzün hayatta kalmasına yardımcı olmuştur. Beynimizin bir parçası olan "amigdala", geçmiş acı verici ve korkulu deneyimlerimizden öğrenerek bizi gelecekte tehlike olabileceğini düşündüğü her şeyden uzak tutar. Bu durum bizi güvende tutmaya yardımcı olurken, aynı zamanda endişeli, korkulu ve hayatlarımızda istediğimiz değişim v dönüşümü yaratabilecek riskleri alamayan kişiler haline getirir.


Gösteriyi amigdalarımızın yönetmesine izin verirsek; hiçbirimiz önceki ilişkimizden zarar gördükten sonra yeni bir aşka şans vermez, ihanete uğradıktan sonra bir daha asla güvenmez, hayatımızın erken dönemlerinde bir konuda başarısız olduysak, hedeflerimizi veya hayallerimizi gerçekleştirmek için çabalamayız. Amigdalarımız bizi küçük, korkuya dayalı, tatmin edici olmayan hayatlar yaşamaya devam ettirebilir!

“Duygusal dayanıklılık, büyük stres ve değişim dönemlerinde güçlü olma ve ayakta kalma becerisidir.” -Diane Coutu

İster bireysel düzeyde, ister kolektif düzeyde olsun, zamanımızın zorluklarıyla başa çıkmak isteyen birçoğumuz için moda bir kelime haline gelmiştir: duygusal dayanıklılık (resilience). İçgüdüsel ve duygusal beynimizin, zeki ve daha yüksek işlevli beynimizi güçlendirmesine izin vermemesiyle ilgilidir.


Daha dayanıklı bir beyin inşa etmek için bilinçli olarak amigdalamızın korku koşullarını etkisiz hale getirmeyi öğrenmeliyiz. Beynimiz korku tepkisini geçersiz kılmak için herhangi bir bilinçli çabayı engellemek üzere tasarlandığından dolayı korkuyla ilişkimizi değiştirmek kolay değildir, ancak yapılabilir! Yeni yanıt verme yöntemlerini öğrenmesine yardımcı olmak için beynimizin korku alarmını kapatmamızın birçok yolu vardır.

Duygusal Dayanıklılık Tam Olarak Nedir?

Duygusal dayanıklılık, kişinin değişim karşında gösterdiği uyum kapasitesini ifade eder. Zorluklar, travma, trajedi, tehditler, aile ve ilişki sorunları, ciddi sağlık sorunları, işyeri veya mali sorunlar gibi önemli stres kaynakları karşısında uyum sağlama sürecidir. Esasen, hayatın zor deneyimlerinden "sıçrama" yapabilme yeteneğimizdir.

Dayanıklı olmak, korku ve zorluk yaşamadığımız anlamına gelmez. Aslında, dayanıklı olduğu düşünülen insanlarda yoğun duygusal acı, aşırı travma ve şiddetli sıkıntı yaygındır. Dayanıklılığa giden yol çoğu zaman büyük zorluklar içerir. Bu insanlar bu şekilde dayanıklılık kazanırlar. Beyinleri bunu öğrenir.

  • Duygusal Dayanıklılık Öğrenebileceğimiz Bir Beceridir!

Jeff Brown ve Mark Fenske "The Winner’s Brain" adlı kitaplarında bir kazananın beynini geliştirmesi ve mutlu bir yaşam sürmesi için gerekli becerilerden bahsederler. Yazarlar, duygusal olarak dayanıklı beyinlerin ortak özellikleri olarak acıyı ve başarısızlığı anladığını, kabul ettiğini ve geleceği tahmin etmediklerini fark ettiklerini açıklıyorlar. Ayağa kalkma ve tekrar deneme yeteneğimiz geleceğimizi belirliyor.


Dayanıklı bir beyni şu şekilde tasvir ediyorlar:

"…kazananlar (yani Winners) başarısızlıklarını kendi lehlerine olacak şekilde yeniden çerçevelendiriyorlar ve işler planlarına göre gitmediğinde yolculuğun mutlaka bitmediğini ve aslında başarısızlığın kılık değiştirmiş yeni bir fırsat olduğunu anlıyorlar. "

Beynimize "Duygusal Dayanıklı"lığı Öğretmek

Düşüncelerimizi ve davranışlarımızı kasıtlı olarak değiştirerek duygusal dayanıklılık geliştirebiliriz. Ve zamanla, nöroplastisite yoluyla, fiziksel beynimiz bu becerimizi güçlendirmek için adapte olmaya başlayacaktır!


1. Olasılıklara odaklanalım - sadece sorunlara değil.


Hayatımızda bir sorun ya da meydan okuma ortaya çıktığında, beynimizin doğal içgüdüsü, bir çözüm bulmaya çalışmak için onu defalarca düşünmek oluyor. Beynimiz sadece bizi korumak ve hayatta kalmamızı sağlamak için işini yapıyor. Bazen bu bizler için fayda sağlıyor ve problemleri çözmemize yardımcı oluyor. Ancak çoğu zaman, sadece endişe verici ve uzun soluklu, bitmez bilmek şekilde düşünme döngüsüne sokuyor - ki bu bize hiç yardımcı olmuyor.

Kendimden yola çıkacak olursam, artık kendime sadece sorunları değil, olasılıkları düşünmeyi ve enerjimi ortaya koymayı hatırlatıyorum. Bu, gerçeği görmezden geldiğim, gökkuşağı ve kelebeklerle dolu “Sadece pozitif düşün. Gökyüzü pembe bulutlarla kaplı. Her şey çok tatlış.“ dünyasında yaşadığım anlamına gelmiyor elbette.


Bu durum, hem iyi hem de kötü olanı kabul ettiğim anlamına geliyor. Seçeneklerimi ve olası sonuçları göz önünde bulunduruyor, ortaya çıkan her şeye yanıt vermeye ve en yüksek hayrım için onunla çalışmaya hazırlanırken enerjimi pozitif yaratıma odaklamayı seçiyorum.


Sorunlarımızla ilgilenmek için ne gerekiyorsa yapalım, ancak onlara gerekenden daha fazla enerji harcamayalım artık!


2. Israrcı ve bir o kadar sabırlı olalım.

Bugün geleceğimizi yaratıyoruz. Evet bugün, ve hatta tam olarak şu an! Hayatımız, düşündüğümüz düşüncelerin, yaptığımız seçimlerin, eylemlerimizin ve sözlerimizin bir yansımasından ibaret. Görünüşte önemsiz, küçük, bir anlık ve her gün vermeye devam ettiğimiz kararlar, tüm gün zamanınızı nasıl geçirdiğimiz, ağzımıza ne koyduğumuz ve ağzımızdan ne çıktığı ile geleceğimizi an be an yaratıyoruz.


Bolca merak, sorgu, okuma, olanı anlamlandırmaya çalışma, kendimi inceleme hevesim, aslında kurban olmadığımız ve işleri farklı yapma yeteneğimiz olduğunu keşfetmem, beyin ve nöroplastisite mucizesiyle tanışmam ile geleceğimin yaratımımın benim elimde olduğunu biliyorum artık.

Bunları yapmak kolay değildi ve değil, bir gecede de olmuyor elbette. Bolca çaba gerektiren bir süreçti ve gerektirmeye de devam ediyor. Bu çaba belki yıllarca sürecek, belki de bir ömür. Yolumuzu kaybettiğimizde mümkün olan en kısa sürede yolumuza geri dönebilmemiz mümkün. Sadece ısrarcı olmaya, sabırlı olamaya devam edelim ve çabamız hiç bir zaman bitmesin. Çabayla ve sebatla birlikte çözüm de geliyor. Yeri geldiğinde tökezleyeceğiz elbette ama bu bitirmek anlamına gelmesin, soluklanıp devam edelim her birimiz!


3. Belirsizlikle iyi ilişkiler kuralım.


"Belirsizliği kucakla!” söylemleri biraz canımı sıkmıyor değil. Kolaymış gibi hemen ağızdan dökülüyor ya, çok zordu benim için bilinmeyene güvenmek, biliyorum çoğumuz için çok zor bunu yapmak. Belirsizlik, hayatımızdaki birkaç sabitten ve değişmez şeylerde biri oysa ki. Yani onun varlığını kabul etmeyi ve savaşmayı öğrenmeyi bırakmamız şart. Belki bir anda onu kucaklayamasak da, hayatımızda ortaya çıktığında belirsizlikle çok daha iyi bir ilişki kurabilir hale gelebilmeliyiz.


Beynimiz acıdan kaçınmak için nasıl yaratılmışsa, belirsizlikten korkmaya da bir o kadar adamış gibidir kendisini. Beynimiz kesinliği tercih etmekle kalmayıp, aynı zamanda onu delicesine istiyor da!

Bernard Beckett "Genesis" adlı kitabında şöyle diyor: “Genesis ruh tanımı : İnsan yapısı , geleceğin belirsizliğine merak ve iyimserlikle yaklaşabilme yeteneğidir. Problem çözebileceğine farklılıkların giderilebileceğine olan inançtır. Bir tür güvendir.”

Zihnimi sakinleştirmek için belirsizlik durumlarındaki algımla çalışmayı öğrendim. Bunu sen de bir düşün: Zihnimiz korkuyu yaratıyor. Yaratan o ise onu azaltabilecek de beynimiz o zaman. Böyle anlarda endişeli düşüncelerimi yeniden çerçevelendiriyor, görselleştiriyorum ve kendime yardımcı olmak için kendimle olumlu ve şefkatli bir dille konuşuyorum.


Hayatın beni şaşırtmasına izin verdiğimde ve ortaya çıkan şeye dikkatlice yanıt verdiğimde, durumların genellikle planladığımdan daha iyi sonuçlandığını keşfettim. Belirsizlik başımıza sadece kötü şeyler getirmez. Belirsizliğin aynı zamanda hayatımıza birçok iyi şeyin girme yolu olduğunu da öğrendim. Ve bence duygusal dayanıklılığa giden yolda güvenebilmeyi öğrenmek ve içselleştirmek çok büyük bir özgürlük ve kolaylaştırıcı.

“Herkesin başına kötü şeyler geldiğini" bilerek çaresizlik içinde oturmak yerine, zihin yapımızı ve düşüncelerimizi yeniden çerçevelendirerek, korkan amigdalamızın tesiri altında kalmadan, başımıza gelen zorlukları anlamlandırarak ve gelecek için umutlu bir zihin yapısı kurarak kendimiz üzerinde çalışabilir, dayanıklılığımızı artırarak ve yeri geldiğinde bükülen bir bambu ağacı olarak, olana direnmeden geleceğimizi şekillendiren kişi kendimiz olabiliriz.


Başarısızlıklarımızın ve beklenmedik olayların onlardan bir şeyler öğrenmemiz ve büyümemiz için hayatlarımızda birer fırsatlar olduklarını unutmayalım. İşte bu gerçekten dönüştürücü bir bakış açısıdır, kişisel hayatlarımızda yeni inşa ettiğimiz ve etmeye de devam edeceğimiz!


Duygusal Dayanıklılık kapasitemizi geliştirerek ilkel beynimizin hayatlarımız üzerindeki kontrolünü azaltabiliriz. Bizler ayağa kalkma, kendimizi toparlama, yaralarımızı iyileştirme ve kendimizi başka bir güne hazırlama yeteneğine doğuştan sahip varlıklarız. Kendimizi yeni ve potansiyel olarak olumlu deneyimlerden mahrum etmeyelim!