Hayatımın Üstünü Gördüm, Ya Altı?

Herkesin tutkusunu yaşayabileceği bir dünyada yaşamak istiyorum! Hiç kimsenin işini yük olarak görmediği, her sabah lanet ederek kalkmadığı, gününün minimum 8 saatini sevmediği bir şeyi yaparak geçirmediği (ve buna bir ömür maruz kalmadığı), işi yüzünden sağlığının bozulmadığı bir dünyada yaşamak istiyorum.


Öylesine yaşanmış yaşamlar görmek istemiyorum. “Zaman nasıl geçti anlamadım.” dan ziyade “Zamanım keyif ve neşe içinde geçti.” leri duyduğum bir dünyada yaşamak istiyorum. İnsanların gülmek için sebep aramadıkları, oldukları halleriyle mutlu oldukları bir dünyada yaşamak istiyorum.

""Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir.” diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?” -Şems-i Tebrizî

Kazandığımız paranın amacı sağlıklı ve rahat bir hayat sürmek değil miydi? Hepimiz çalışmak için yaşar hale geldik. Oysa yaşamak için çalışmamız gerekmez miydi? "Yeteneklerimiz"in farkında bile değiliz. Çünkü sormadık, çünkü sorgulamadık. Bunun yerine sevmediğimiz işlerimizde sağlığımızdan oluyor, üzerine bir de maaşlarımızın yarısından fazlasını sağlıklı olabilmek adına harcıyor, geri kalanıyla da yaşamaya çalışıyoruz. Yaşamak denirse. Çok garip gelmiyor mu size de bu döngü? Bu nasıl bir paradoks?


Bunun yerine herkesin tutkusunu işi yapabileceği, yaparken yük gibi görmeyeceği, kalpten gelerek, çabasız, kendiliğinden daha iyiye götürmeye niyet ederek yaptığı işlerle meşgul olduğu bir dünyanın nasıl görüneceğini bir hayal edin. Şüphem yok, hepimiz çok daha “iyi insanlar” oluruz.


Şu an belki “ütopik” geliyor bu dünya. Çünkü "hayatın gerçekleri" var, çünkü para kazanmamız gerekiyor, çünkü belli bir standardımız var ve altına inmek istemiyoruz, çünkü ödenmesi gereken kiramız ve faturalarımız var, çünkü..


Bu düzene devam etmek zorunda olanları anlayışla karşılıyorum ama bunu devam ettirmeye zorunlu olmayan kesim, sözüm size. O kesimde çokça insan var, sayıları az da değil, yakınen biliyorum. “Her şey yolunda.” gibi davranan ama içten içe tükenen çok sayıda insan var, görüyorum.


Kendimize soralım artık: Tutkum diyebileceğim ne var hayatımda? Neyi yaparken zamanım su gibi akıp geçiyor? Bunu nasıl kazançlı bir işe dönüştürebilirim? Ya da aklımda kâr sağlayabileceğini düşündüğüm projeler zaten var ve erteliyor muyum? İlk adımı atmak için neyi bekliyorum? Cesaret gösteremiyor, yetersiz mi hissediyorum? Adım atmamı engelleyen şey ne? Beni gerçekten mutlu eden şeyler neler?

Belki bu sorular üzerine hiç düşünmedin. Şimdi düşün! Belki de çok kez kafa yordun. Ama yordun ve geçti işte, o kadar. Konfor alanından çıkmak zor. Konfor alanımdan çıktığımda epeyce deneyimledim, biliyorum. Seni inan anlıyorum. Belki bir süre beş parasız kalacağız, belki bir süre çok sevdiğimiz dostlarımızla dilediğimiz zaman görüşemeyeceğiz, çok severek yaptığımız aktivitelerimizden ödün vereceğiz belki de.


Ama değmez mi?

Risk almaya değmez mi?

Risk almayıp da ne yapacağız?

Bu sıkıcı, monoton, bizi mutlu etmeyen, sağlığımızdan olduğumuz hayatımıza devam mı edeceğiz? Zaman hızla geçecek ve biz geriye dönüp baktığımızda “keşke” mi diyeceğiz?

“Keşke zamanında daha cesur davransaydım, keşke risk alsaydım, keşke konfor alanımdan çıkabilseydim, keşke destek görmeyi ya da onaylanmayı beklemeseydim. Ah, keşke..”


Hayatımız alt üst olacak belki. Ama Şems-i Tebrizî dememiş mi zamanında: ""Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir.” diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?”


Bırakın bozulsun düzenimiz! Hayatımızın üstünü yeterince gördük. Çok mu mutlu ediyor bizi? Senin de cevabın "hayır"sa, bir de alt tarafını gel görelim! Bilinmezlik belki başlangıçta korkutucu gelecek ama sence de hiç görememekten daha iyi değil mi?