Hissetmeye İzinliyim

Hiç kimse bize duygularımızı nasıl sağlıklı bir şekilde hissedebileceğimizi ya da her duyguyu hissetmeye izinli olduğumuzu öğretmedi. Aksine ne pahasına olursa olsun nahoş duygulardan kaçınmaya çalışmamız gerektiği öğretildi bize. Zamanla, gerçekte ne hissettiğimizi ifade etmek daha zor hale geldi.

”Hayattaki en iyi ve en güzel şeyler ne duyulabilir ne de dokunulabilir. Kalp yoluyla hissedilmelidir.” - Helen Keller

Birçoğumuz genç yaşlarımızdan itibaren duygularımızı yok saymayı, manipüle etmeyi veya duygularımızdan kaçmayı öğrendik; gerçek duygularımıza izin vermenin bir şekilde "sosyal olarak kabul edilemez" veya "zayıflık" olduğunu düşündük. Güçlü olmalı, duygularımızı belli etmemeli ve ağlamamalıydık. Yöntemimiz ne olursa olsun herhangi bir şekilde çok duygusal gözükmemeliydik.


Mantığını duygularının önünde tutabildiği için kendisiyle gurur duyan ben de, bunun beni güçlü, korkusuz ve cesur kıldığını düşünüyordum. Oysa ki asıl cesaret duygularını hissedebilmekmiş, hem de her birini, hem de göğsünü gere gere, hem de kaçmadan iliklerine kadar, yeri geldiğinde ağlayabilmekmiş, yeri geldiğinde ise bir ağız dolusu gülebilmekmiş zamanla öğrendim.


Duygularımızdan kaçmak, duygularımızı yok saymak, onları halı atına süpürmek hayattaki en büyük hatalarımızdan biridir. Ödümüz patlar mutsuz, kıskanç ya da yetersiz hissetmekten. Ama gün gelir, o tozlu halı yerden kaldırılır ve silkelenir. Ya hayat kaldırır ya da biz bile isteye kaldırmayı seçeriz. Tüm yok sayılan kir, pas ve toz havaya uçuşur.


Doğuştan gelen sonsuz dehamızı keşfetmek ve ona erişmek için her birimiz olumlu ya da olumsuz, tüm duygularımızın farkına varmalı ve her bir duygumuzu hissetmeye izinli olduğumuzu benimsemeliyiz. Duygularımıza karşı nazik olmayı ve onları kucaklamayı öğrenebiliriz. Duygularımızın gerçekten farkına vardığımızda içimizin en derinliklerine, karanlık kalmış köşelerine inebilir ve yok saydığımız her ne varsa gün yüzüne çıkarabiliriz. Asıl hikaye burada başlar, çünkü artık kendimizden gizleyecek hiç bir şey kalmaz, kendimizi kandırmamıza gerek kalmak, her şey tüm açıklığıyla buradadır.


Ama bunu nasıl yapacağız? Kendimle ilişki kurmamı, iç sesimi duymamı sağlayan basit bir pratik, duygularımla iletişim kurmak, sizin de işinize yarayabilir. Başlangıçta kulağa garip gelecek farkındayım. Ben de ilk uyguladığım zaman “Ne yapıyorum ben böyle? Kendi kendime duygularımla mı konuşacağım? Deli miyim ben?" sorularını çok kez sordum. Ne de olsa mantığını ön planda tutan biri için bu tarz uygulamalar "mantık dışı" ve biraz da "deli işi" geliyordu.


"Gerçekten kendime soru sorarak cevap gelmesini mi bekleyeceğim?” İkna olmam zaman aldı. İkna olmam benimle çatışan iç sesime kulak vermeyerek, uygulamayı istikrarlı bir şekilde, her gün yapmaya devam ettikçe oldu. Çünkü kafama koymuştum. Beni huzursuz eden, içten içe mutsuz eden her ne varsa içimde keşfedecektim. Bilinçli zekam bunu yapamıyordu. Otomatik olarak yok saymaya programlanmıştı. Bilinçaltıma inmemin bir yolu olmalıydı. Bu pratik iç sesimle konuşmama, bilinçli zihnimin sesini kısmama, kendimle iletişim kurmama yardımcı oldu.


Günün istediğimiz herhangi bir anında uygulayabiliriz bu pratiği. Hatta şu anda! Her neredeysek, gözlerimizi kapayalım ve gevşemeye çalışalım. Derin nefesler alıp verelim (alırken 6 birim, verirken 6 birim sayabiliriz). Vücudumuzun gergin olan kısımlarına veya ağrımız var ise ağrının olduğu yerlere odaklanalım. Ve şunu soralım: "Bu gerilim konuşabilseydi, bana ne derdi?" Bu soruyu duymanın ve iç sesimizden gelen cevabın bizi duygusal olarak nasıl hissettirdiğini fark edelim. Ortaya çıkan her şeyi memnuniyetle karşılayalım ve mevcut olmasına, duyulmasına veya hissedilmesine izin verelim. Dilediğimiz zaman gözlerimizi açalım.


Kendime her gün beş çayına uğruyormuş gibi hayal ederek devam ettirdim bu pratiği. Bazı şeyleri görev gibi yapmak yaptığım işten soğutuyordu beni, içine biraz oyun katmayı seviyordum. "Ee bugün nasılsın? Ne var ne yok?" samimiyetiyle uğradım ona. Başlangıçta biraz misafir oluyor gibi hissetsem de ve misafirliğin kısası makbuldür diyerek sıvışmaya çalışsam da, zamanla iç sesimle aramızdaki uçurum kapanmaya başladı. Birbirimize duyduğumuz yabancılık hissiyatı oldukça azaldı.


Gelen cevapları bazen kabul etmek istemedim, bazen çok mutlu oldum, bazen şaşırdım bazen de göz yaşı döktüm. Ama en çok da, çok gerçek hissettim! Her biri zihnimde oluşturmadığım, yorumlamadığım, ihtimaller sonucunda bir kanıya varmadığım gerçek duygularımdı. Böylelikle düşüncelerimin ardındaki duygularımı keşfedebildim. Kendimle yeniden tanışmak gibiydi. Bu ufak egzersiz, daha doğrusu kendimizi ziyaret etmelerimiz, kendimizle arkadaş olmamıza ve derin duygularımızı keşfetmemize yardımcı olacak.


İçsel sesimizi ilk oturuşta, tek bir temasla duyabileceğimiz gibi, sesini çok kıstıysak ya da uzun zamandır iletişim kurmadıysak "zaman"la duymaya başlayabiliriz. İçsel, bilge bir sesin, kendi sesimizin aslında tüm sorularımıza, hissettiklerimize ya da çoğunlukla hissedemeklerimize cevap olduğunu göreceğiz.


Kendinizi gerçekten bilinçli bir farkındalıkla dinlediğinizde ve zamanla cevaplar almaya başladığınızda siz de oldukça şaşıracaksınız. Elimizin tersiyle ittiğimiz, yok saydığımız her ne varsa bir bir çıkacak ortaya. Bazen canınızı sıkacak, bazen şaşıracaksınız, hatta bazen kabul etmek istemeyeceksiniz ama bunu keyifle yapmaya devam edecekseniz. Çünkü hakikat çok tatlı gelecek. Çünkü hepimizin bu gerçekliği hissetmeye büyük bir özlemi var.


Dolu dolu bir hayata sahip olmamızın bir parçası da hem hoş hem de nahoş tüm duygularımızı hissetmektir. Cevapları her zaman dışarda aramayı öğrenmiş bizler için kendimizle kurduğumuz bu yeni ilişki oldukça dönüştürücü olacak. Duygularımız, ruhumuza açılan kapıdır. Bedenimize her gün kulak verelim, iç sesimizi her gün dinleyelim çünkü duygularımızın yattığı yer orasıdır ve biz duygularımızı tümünü hissetmeye izinliyiz.