Merak Kırıntıları

Bu evrende yalnızca insanlar, hayvanlar, bitkiler ve mikroorganizmalar mı yaşıyor? Yoksa bir bedeni olmayan fakat enerjiye sahip olan şeyleri de barındırıyor mu? Bence cevabı ikimiz de biliyoruz! Sadece çoğunlukla yaşarken unutuyoruz.


Fikirler ve düşünceler sanki havadan çıkmış, tesadüf eseri zihnimize akıyormuş gibi gelir bize. Uzayda havada süzülen sonsuz sayıda ilham verici fikir ve bilgi var. Bu fikirler enerjisel titreşimler biçiminde var olurlar, sadece kendi titreşimimizi onlarınkiyle enerjisel olarak hizalamamızı beklerler. Bunu yaptığımızda, fikirler ve bilgiler zihnimize özgürce ve engellenmeden akar. Yani "güven duymak" manyetik bir etki yaratır!

İçindeki cesareti ve korkuyu doğru oranlarda karıştır. - Elizabeth Gilbert

Evrenin planına tamamen güvendiğimizde, ilham verici bir “fikirler bankası” açılır sanki ve yaratıcı bir bilgi akışı sunar bize. Peki evrenin bizimle ne zaman konuştuğunu nasıl anlayacağız?


Bizler insanlar olarak kelimeler, yüz ifadeleri ve ses tonu yoluyla iletişim kurarız. Bu üç iletişim ortamına o kadar çok güveniriz ki, bizi dış amacımıza doğru yönlendirirken evrenin tercih ettiği iletişim halini gözden kaçırmamız da kolay olur.


Dış amacımızla ilgili konularda evrenin bizimle nasıl iletişim kurduğuna dair herhangi bir tahmininiz var mı? “Sezgi” olabilir mi bu sorunun cevabı? Bana kalırsa evet!


Evren, dış amacımıza giden yolda bize rehberlik etmek için çok özel bir sezgisel iletişim aracı kullanır.

Evren bizimle "merakla" konuşur. Hansel ve Gretel’ de olduğu gibi izlememiz gereken yol için ekmek kırıntılarını bırakarak bizi dürter, rehberlik eder ve yönlendirir aslında. Bunu bu şekilde düşünmek çocuksu bir merak da uyandırıyor bende.


Merak ettiğimiz şeyler tuhaf, "karakterimize uymayan" ve hatta çok saçma görünebilir gözümüze. Lütfen, lütfen ve lütfen, küçücük, hatta belki de "aptalca" bir merakın gücünü hiçbirimiz küçümsemeyelim!


Genellikle rasyonel zihnimize "mantıklı gelmeyen" veya bizimle uyuşmadığını düşündüğümüz içsel merak dürtümüzü takip edersek, bizi geliştiren ve dönüştüren bambaşka bir maceraya götürebilir! İnatçı ve rasyonel olan tarafımızla arayıp bulamayacağımız bir yoldur bu. Meraklarımızın peşinden giderek, ekmek kırıntılarını takip etmeyi seçtiğimiz yolumuzdur.

Merak ettiğimiz bu şeyler her zaman bir anlam ifade etmez bize. Bazen meraklarımız zihnimizin gözünü dikmiş olduğu amaçlarımızdan caydırıcı, gereksiz ya da oldukça dikkat dağıtıcı gelebilir.

  • Neden toprakla uğraşma dürtüsüne sahibim? Bahçıvan değilim ve X'e odaklanmam gerekiyor. (Belki ekolojik tarım yapmak seni en kendin hissettirecek şey!)

  • Neden yemek yapma arzusu var içimde? Y ile ilgisi yok. (Belki de pastacı olmak sana en heyecan verecek, en tutkuyla yaptığın şey olacak!)

Amacımız söz konusu olduğunda, başarısızlık korkusuyla karşılaşabilir ve bu hissi kendimizden uzak tutmakta zorlanabiliriz. Korku hissi kontrolsüzce büyüdüğünde yaratıcılığımızı da öldürebilir. O yüzden Gilbert' ın önerisine kulak verelim : “İçindeki cesareti ve korkuyu doğru oranlarda karıştır.


Meraklarımızı yargılamak için zaman kaybetmeyelim artık! Onları takip ederek işe koyulalım. Egomuzun "aptalca", "anlamsız" veya "zaman kaybı" olarak etiketlemesine izin vermeyelim bugünden sonra!

Merak duygumuz, amacımız söz konusu olduğunda bizimle iletişim kurmak için evrenin seçtiği bir dil gibidir. Bana kalırsa içimizden akan bu his, bizi tahmin edemeyeceğimiz bir şekilde ruhumuzun amacına çekmek için var oluyor. Durduk yere değil, öylesine değil, tesadüf eseri hiç değil!


Merak duygumuzu uyanık tutarsak, amacımız yolunda zihnimizi korkudan arındırma niyetini kalbimizde tutarsak bu sesi derinlemesine duyabilir, ekmek kırıntılarını takip etmeyi seçebiliriz.


Amacımıza sırtımızı döndüğümüzde, dünyayı son derece değerli bir şeyden mahrum bırakırız. Zihnimizde doğan bu merak duygusunun ruhumuz için ve muhtemelen başkalarının da evrimi için anlamlı olacağına güvenmeyi öğrenebiliriz.


Sadece bizi değiştirmek için kapımızı çalmaya gelmedi bu merak, dünyayı da değiştirmek geldi!

Haydi bu sesi duy ve aç kapıyı!


Kaynak: Elizabeth Gilbert