mikro - Makro İnsanlık

George Orwell’ in 1984’ te dediği gibi “En iyi kitaplar size zaten bildiklerinizi anlatanlardır.” İşte böyle bir kitap var benim için, ilk defa edindiğim bu bilgileri içimde bir yerlerde bildiğimi hissettiğim: "M.S. 2150". Yani Milattan Sonra 2150. Belki okuyanlarımız olmuştur, belki ilk defa ismini duyuyorsunuzdur. Her ne şekilde yolunuz kesişmiş olursa olsun M.S. 2150 yılının muhteşem dünyasını, dünyamızın geçirdiği inanılmaz değişimi, insanlığın ulaştığı olağanüstü düzeyi ve hepsinin ötesinde de son derece yüksek bir anlayışı, Makro Felsefe’ nin ne olduğunu öğrenmek kendinize ve hayata bakış açınızda büyük bir değişim sağlayabilir.


Terimlerin isminden de anlayacağımız üzre mikro, küçük ölçekli, bireysel etkileşimleri ifade ederken, makro büyük, geniş, kapsamlı ölçekli süreçleri ifade eder.


Bizler ise bu ölçek aralığında, makro potansiyelin tamamına sahip mikro hayatlar yaşayan mikro insanlarız. Çağlar boyunca mikro insan, kendisiyle ilgili son derece sınırlı farkındalığıyla, “Geçmişini unutan, onu tekrarlamaya mahkumdur.” sözünün gerçek olduğunu sergilemiştir.


Mikro insanlar olarak bizler fiziksel bedenimizle birlikte, bir de titreşimi çok yüksek olan ve bu yüzden aynen X-ışınları gibi gözle görülemeyen ruhsal bir bedenimiz olduğunu unuttuk. Ruhumuzu, zihnimizi maddesel bedene sokmayı seçtiğimizi unuttuk ve fiziksel bedenimizi, mikro görüşümüzle görebildiğimizden, sahip oldumuz tek beden olduğuna inandık.


Gittikçe daha sınırlı perspektifleri uygulayarak, tıpkı okyanusun karanlık derinliklerinde yaşayan balıkların görme yeteneklerini yitirmeleri gibi, daha büyük farkındalığa sahipken mevcut olan güçlerimizi bir bir yitirdik.

 

BU NEDEN OLDU?

Çünkü ben-merkezci mikro dünyaları deneyimlemeyi arzu ettik. Mikro insan geçmişini ve dolayısıyla kendi varoluş halini seçmekteki sorumluluğunu hatırlayamadığından, korku, öfke, çatışma, kaba, acı ve zevkle dolu bir hayat yaşamaya mahkum oldu.

Alkol, uyuşturucu, savaş, hatta iş, oyunlar ve seks mikro insanın yakında ölümle “ebediyen” sona erecek yalnız, yabancılaşmış varoluşunu unutmasına yardımcı olmak için kullanıldı.

Mikro insan artık mikro deneyimlerinden usandı ve ilk makrokozmik farkındalık haline geri dönmeye çalışıyor. Her ruh en sonunda, tüm var olan, tüm var olmuş ve tüm var olacak olan ile bir’liğini hatırladığında, artık kendi başına gelenlerden ötürü başkalarını suçlamayacak.


Istırap çeken mikro insan, dünyaya gelmeyi isteyip istemediğinin kendine asla sorulmadığını söyleyerek bu konuda sorumluluk taşımadığını belirtti hep. İnsan farkındalığını kendi makro geçmişini hatırlayabilecek kadar artırdığında, bugünkü yaşamını da kendi seçimiyle yaratmış olduğunu bilecek. O zaman tüm deneyimlerinden sadece kendisinin sorumlu olduğu idrak edecek.

 

Makro toplum insanoğlunun “tüm insanlar arasında barış ve iyi niyet” e erişme mücadelesinin sonucunda oluştuğu en yüksek noktayı temsil eder. Mikro insanın bu evrensel ruhsal kardeşliği uygulayabilmesi imkansızdır; çünkü o sınırlı perspektifiyle kendisini başkalarından ayrı görür. “Ben ve Diğerleri”. Ama aslında ben ve diğerleri yok, sadece biz var. Sadece bir var!


Makro potansiyelimize ulaşmamız öncelikle bu potansiyelimizin varlığını fark etmemizle başlayacak. Bilinç bir kere uyandı mı eski, ona ait olmayan derisini üzerinden sıyırıp atmak için çalışacak. Her zaman ve her işte olduğu gibi emek, çaba ve özveriyle yapacağız bunu. Çünkü geçmişin üzerimizdeki kalıntılarını temizlemek, bizi mikro hapishanemize tıkan düşünce ve davranış kalıplarından arınmak hemen olmayacaktır. Ama ruh bu bilgiye ve bilince uyandıktan sonra zaten ileriye gitmek isteyecek ve bunu yeri geldiğinde yüzleşeceği sınavların ağırlığını bile bile isteyerek yapmaya devam edecek.


Çünkü her birimiz özümüzde biliyoruz aslında: biz en güzel yaşamı hakediyoruz, biz biricikliğimizin meyvelerini yemeyi, korku, endişe, stres, panik, anksiyete, öfke titreşimlerindense sevgi, tutku, neşe, haz, komiklik, maceraperestlik, eğlence titreşimleriyle atmayı, bu titreşimlerle akmayı hakediyoruz.

"Bir zihnin gelişkenliği kabul edilemez olanı kabul edilmesiyle ölçülür."

Biraz daha açacak olursak; Makro Felsefe, en küçüğünden (mikro) en büyüğüne (Makro) kadar her şeyin arasında bağlantı kuran için bir sistemdir. Temel ilkeleri, her şeyin yalnızca birbiriyle bağlantılı ve ilişkili olduğu değil, makrokozmik olarak bir olduğu ve olan her neyse onun mükemmel olduğudur. Buna inanmak zor, benimsemek de başlangıçta zor biliyorum. Çünkü düşünme şeklimiz, algımız o kadar mikro ki bu şekilde hissetmemiz kolay değil.


Ancak mikro-sınırlı bakış açısından bakılabildiğinde her şey birbirinden ayrı ve bölünebilir gözükür. İşte bu çoğunluğumuzun bakış açısıdır.

Makro Felsefe bir mikrokozmik-Makrokozmik süreklilik öngörür; nötronlar, protonlar ve elektronlar insan bedeni gibi daha büyük fiziksel cisimlerin bölünmez parçalarıdır. Düşünmeyi sürdürürsek, insanı da Dünya adı verilen bir gezegenin bölünmez bir parçası olarak algılayabiliriz. Yine bakış açımızı genişleterek, bu gezegeni güneş sisteminin bölünmez bir parçası, o da bir galaksinin bölünmez bir parçası olarak algılayabiliriz.. ve bu böyle sürüp gider.

 

İNSAN;

1. Kendini kendinden/ başkalarından/ evrenden/ Tanrı'dan (Makrokozmos’ tan) ayrı ve bölünmüş hissettiği,

2. Olan neyse onun mükemmelliğini görmezden geldiği,

3. Yaşadığı ve deneyimlediği her şeyin sorumluluğunu reddettiği ölçüde acı ve yalnızlık hisseder, hastalığı ve ölümü deneyimler.

  • Ayrılık hissi niçin endişeye neden olur?

Çünkü bizden ayrı, yabancı ya da farklı olarak algıladığımız herhangi bir şey veya herhangi biri, potansiyel bir tehdittir - potansiyel bir endişe kaynağıdır bizim için. Herhangi bir şeyle veya herhangi biriyle birlik veya birlik hissettiğimiz ölçüde - kaygının tam tersi olarak, o ölçüde rahat, kabullenici ve sevecen hissedebiliriz.

Makro perspektiften, insanın çektiği tüm acı, korku, nefret, acı ve hastalık, her şeyin bir olduğuna - her şeyin sevgi olduğuna - her şeyin mükemmel olduğuna inanmamanın, buna iman etmemenin bir sonucu olarak görülür.


Bu, olumsuz düşüncelerin, duyguların ve eylemlerin olmadığı anlamına elbette gelmez. Onların dengesiz mikro düşüncenin ürünleri oldukları anlamına gelir.


Dünyanın bütün büyük dinleri, “Ne ekersen onu biçersin" demiştir. Makro Felsefe, bunu olumsuz ve olumlu düşünce kalıplarının sonuçları olarak sunar. Eğer bir şeyin olacağından korkuyorsanız, genellikle olur, çünkü düşünce enerjinizi buna odaklamış ve harcamışsınızdır. Onu kendi düşüncenizle yaratmışsınızdır.

Artık suçlamayı, günah keçisi aramayı bırakalım. Bilinçli ya da bilinçsiz yaptığımız seçimlerimizin, düşündüklerimizin, eylemlerimizin bugünümüzü, yarınımızı, her anımızı yarattının idrakına varalım. Bir şeyin olacağına inanmamız o olayı deneyimlememizi sağlar. Eğer biz, bir şey için yeteri kadar arzu ve inanç hissedersek o şey de o kadar çabuk gerçekleşir! ARZU VE İNANÇ. Bunu olumlu ya da olumsuz deneyimler için kullanmak bizim elimizde. Çünkü bu durum korkuda da geçerlidir. İyi şeyler dilerken ya da hayal kurarken alt metinde korkularımız baskınlığını sürdürmeye devam ettiği sürece korktuklarımızı hayatımıza çekeriz! Korkmayalım, olan her şeyin, olacak her şeyin mükemmel olduğuna güvenelim.

"Bir insan kalben düşündüğü gibidir.“ diye bildirilmiştir iki bin yılı askın bir süre önce yazılan Eski Ahit’in kitabında.

Makro Felsefe’ ye göre, olumsuz bir düşünce olumsuz bir duygu ve olumsuz bir deneyim üretirken, olumlu bir düşünce ise olumlu bir duygu ve olumlu bir deneyim üretir. Hiçbir düşünce asla unutulmaz!


Tüm düşüncelerimiz (eskilerin kalp dedikleri) bilinçaltı zihnimizde yer alır ve burada her olumsuz düşünce eşit yoğunlukta veya güçte bir pozitif düşünce tarafından dengelenene veya geçersiz kılınana kadar (+ ve - = 0) olumsuz duygular üretmeyi sürdürür.


Olumsuz düşünceler korku, öfke, hüsran, suçluluk, depresyon, üzüntü vb. endişeler (psikolojik acı) üretir. Yani olumsuz düşünceler düşünerek kendi olumsuz duygularımıza neden olduğumuzu kabul etmek yerine, onların varlığını inkar ederek, bu duyguları bastırarak, başkalarına yansıtarak, sorumluluğu başka birine atarak ya da mantıklı kılmak gibi psikolojik savunma yöntemleri kullanarak olumsuz duygulardan kaçınmaya çalışırız.

Böylece kendimizle ilgili farkındalığımızı minik mikro perspektiflere indirgemeye devam ederiz. Bu yöntemlerimiz sadece geçici olarak başarılı olur, çünkü bu yöntemler öyle çok farkındalığımızı azaltırlar ki, daha geniş Makro perspektiften görülen gerçeği, yani tüm duygularımıza - başkalarının değil - kendi düşüncelerimizin olduğunu kolayca unutabiliriz.

 

Makro perspektif insanı "zaman ve yerle sınırlamayan" büyük bir zihin olarak görür. Tüm deneyimlerimizdeki nihai amacımızı: tüm var olan, var olmuş ve var olacak olan ile bir’liğimizin makrokozmik farkındalığına erişmek olarak tanımlar.

Hepimiz zevk arayışı içinde olduğumuzdan perspektifimizin genişliğinin farkında olmamız son derece önemlidir. Çünkü kısa-vadeli zevk, çoğu kez uzun-vadeli acıya neden olur. Ve kısa vadeli işler mikro perspektifin işidir. Bizi şu mikro dünyalarımıza hapseden, güzel olanı görmemizde, hissetmemizde ve yaşamımızda gözümüze perde indiren bakış açımız.


İşte bu yüzden bugün sana bunu hatırlatmaya geldim: İnsan koşulların kurbanı değil, kendi evreninin yaratıcısıdır. Sen makro güce sahip, sınırsız yaratım gücüne sahip, tüm koşullarını yaratan bir varlıksın. Gücünü, kudretini fark et! Düşüncelerinin neler yaratabileceğini - ya da yaratamadığını fark et. Kendini fark et.


Kaynak: M.S 2150