Of! - İlk Meditasyon Deneyimim

Neden zihnimizi izlemekten başka hiçbir şey yapmadan dakikalarca, hatta saatlerce oturalım ki? Bir meditasyon yapanın tam olarak deneyimlediği ve gün geçtikçe oturmaya devam etmesini sağlayan şey nedir? Gerçek şu ki, meditasyon yapmak bizi sadece harika hissettirmez. Aslında meditasyon yapmak çoğu zaman harika olmaktan çok daha azını hissettirir bize. Yine de, meditasyon yapmanın nesiller boyunca çekiciliğini koruması, bana kalırsa bize "iyi hissetmekten çok hissedebilmeyi öğretmesi"yle ilişkilidir. Ben de denerim o zaman!


Omurgam titriyor, bacaklarım ağrıyor ve yorgun beynim bana şimdiye kadar yaptığım her utanç verici, pişmanlık duyduğum, kaçtığım ya da zevk veren, mutlu eden her deneyimimi hatırlatmak için harika bir iş çıkarıyor. Yaklaşık 5 dakika boyunca sadece meditasyon talimatlarına dikkat ederek oturuyorum, çok rahat değilim, nefesime odaklanıyorum, zihnimin bir konudan diğer konuya atlaması jet hızında gerçekleşiyor. Talimatlara kulak vermeyi dahi unutuyorum. Bacağım ciddi anlamda uyuşmaya başlıyor ve sırtımdaki ağrı da dayanamayacağım bir hal alıyor. 5 dakika bir ömür gibi adeta, geçmek bilmiyor. Bu saf işkence sona erdikten sonra, ne iyi hissediyorum, ne de konsantrasyon becerime herhangi bir katkısı oluyor. Aksine talimatlara uymaya çalışırken bir yandan da kaçırdığımı fark ediyor ve daha da stresli bir hale geliyorum.

Ara ara birkaç aplikasyon indirip bir heves meditasyon yapma girişimlerimi sürdürsem de, kalıcı hiçbir etkisi olmuyor üzerimde çünkü uygulamamı asla tutarlı hale getiremiyorum.

Beynimiz, kısa vadede - lahana ya da pırasa yemek gibi - zevkli olmayan bir şeyi yapmak için kandırılması gereken bir çocuk gibi aslında. Ta ki eylem bir zevk haline gelinceye kadar bir tutam sabır, bir tutam istikrar ve çokça da inanç gerekiyor. “Ben karar verdim. Meditasyonu her gün düzenli, şu saatte yapacağım. Ben karar verdim. Bazı günler belki canım istemeyecek ama ben oraya oturacak ve bunu her gün yapacağım. Kendimi tanımak, bilinçaltımda kalan tortuları temizlemek istiyorsam, anımın tadına gerçekten varmak, hayatımı hakkını vererek yaşamak istiyorsam her ne gerekiyorsa yapacağım!” Kendimle bir anlaşma yaptım.

Meditasyon yapmak dışarıdan bakıldığında sakin, dingin ve derin bir pratik gibi gözükse de, başlangıçta çoğu zaman öyle değildir. Sıcak bir yaz gününde kaldırımdan yayılan o ısı gibi huzurlu titreşimleri hissedebilmeyi beklerken, kaldırıma tepetaklak yapışmış gibi hissederken bulabiliriz kendimizi. Benim de deneyimimde olduğu gibi.


Bir yıldır her gün meditasyon yapıyorum. Bazı günler zihnim çılgınca meşgul oluyor ve ortaya çıkan düşünceleri yakalayamıyorum. Sanki zihnimde mısırlar patlıyor ve tencerenin kapağı açılıyor, taşmasına engel olamıyor, yetişemiyorum. Bazı günler ise duygularımı ifade edemediğim oluyor. Bazı günler hiç beklemediğim yoğunlukta dökülüyor hepsi. Ve çok şaşırıyorum, hiç bilmediğim bir yönüm, bu zamana kadar farkında olmadığım, derinlerde kalan bir duygu daha.. Hepsi kabul. Tüm bu deneyimleri iyiki yaşıyorum. Çünkü hepsi hiç olmadığı kadar gerçek!

Meditasyona ilk başladığımda ne yapmaya çalıştığımı anlamaya çalışıyor ve çoğunlukla doğru yapıp yapmadığımı merak ediyordum. Zihnim milyonlarca farklı şey arasında gidip gelirken, yanlış yaptığımı ve meditasyona odaklanamadığımı düşünürdüm:

Doğru oturuyor muyum? Sırtım çok ağrıdı. Doğru nefes alıyor muyum? Çok düşünce geliyor zihnime, odaklanamıyor muyum? Düşünmemeyi deneyeyim. Sus, sus, sus. Hayır düşünmeyeyim dedikçe daha çok düşünüyorum. Hala susmuyor bak. Beceremiyorum meditasyon yapmayı. Şimdi gözümü açtım. Meditasyonum bitti mi? Bölündü ama devam etsem olur mu? Baştan mı başlamam gerekir o zaman? Yok ben bu meditasyon işini yapamayacağım, bana göre değil. Zaten pek de bir şeye yarayacağa benzemiyor.”

Zihnimin oynuna geliyor, bilincime ne şefkat gösteriyor ne de farkındalıkla yaklaşabiliyordum. Aksine becerememe hissinin yarattığı başarısızlık hissiyle ego defans mekanizmamla yüzleşiyordum. “Bu meditasyon olayı da amma abartılmış!”

Meditasyon ilk başta çok garip, kafa karıştırıcı ve rahatsız edici olabilir. Çünkü geçmişten günümüze her türlü duygumuzu ve meselemizi mevcut farkındalığımıza getiririz. Duygusal ve üzücü olabilir. Meditasyon yapmaya başladığımda, ilk kez ağladığım an, ben de oldukça şaşırmıştım. Ve çok yadırgamıştım kendimi. Çünkü ağlamak zayıflıktı benim için. Böyle öğretilmemiş miydi bize?Ağlamak mı? Ben mi? Ağlamak zayıflıktır. Ben güçlü bir kadınım. Yok, iyi gelmedi bana bu meditasyon. Dengemi bozdu. Kesinlikle yapmayacağım!”


Aynı kısır döngü içinde buldum kendimi: "yapmaktan kaçmak ve bırakmak". Çünkü acı çekmekten, ağlamaktan ve yüzleşmekten kaçan bir yanımız var hepimizin. Bizi koruduğu için bunu yaptığını söyleyen ve bizi kandıran yanımız. Bunu yaptıkça bize aslında bize çok daha zarar veren yanımız.


“Canın mı yandı, ağladın mı? Sana iyi gelmedi, bırak!” Kandıran iç ses, sen koca bir yalansın!

Elizabeth Gilbert “Ye Dua Et Sev” filmindeki replikler geliyor aklıma. Kendi gerçek iç dünyasını yeniden keşfedip bir yandan da dünyayı gezen Liz’ in meditasyon yaparken zorlandığı sahnelerin sonunda yer alan bir diyalog:

Liz: “Tek düşünebildiğim meditasyon odamı nasıl dekore edeceğim!” Richard: “Dalga mı geçiyorsun?!” Liz: “Niye dalga geçeyim ki?!” Richard: “Meditasyon odası senin içinde tatlım, orayı dekore et!” Liz: “Hep kamyon yazısı gibi mi konuşursun?!” Richard: “Evet ve bir tane daha var! Düşüncelerini de her gün elbiselerini seçtiğin gibi seçmeyi öğrenmek zorundasın. Bu senin geliştirebileceğin bir güç. Zihnini çalıştır. Senin kontrol etmen gereken tek şey bu. Çünkü düşüncelerini yola sokmazsan başın büyük dertte demektir.”

Yanılgılarımdan biri de “ilerleme”nin gözle görülür bir şekilde olması gerektiğini düşünmemdi. Deneyimlemeye karar vermeden önce meditasyon üzerine pek çok kitap okudum ve araştırma yaptım, bu yüzden kafamda her şeyin nasıl olması gerektiğine dair bir fikrim vardı.


Hayatta strateji oluşturmak ve her şeyi kontrol etmek için öyle çok zaman harcamıştım ki, farkında olmadan meditasyonda da aynı alışkanlığı tekrar eder hale gelmiştim. Sonuç olarak, bazı harika deneyimlerim olmasına rağmen, aklımda ya da kalbimde hâlâ gerçek bir “huzur” deneyimi yoktu.

Zamanla anladım ki, meditasyonla ilgili en harika şeylerden biri: "Hata yaptığımızda bile uygulamanın bize öğretmeye devam ediyor olmasıydı".

Kendimizi anlamaya, kendimizi tanımaya her koşulda devam ediyorduk. İyi deneyim meditasyon yapmayı becerebilmek demek değildi. Deneyimin tümü meditasyonun bizzat kendisiydi zaten!

Yetersizlik hissi, becerememe kaygısı, düşünceleri kontrol etmeye çalışmanın verdiği gerginlik meditasyon yapmaya ilk başladığında senin de karşılaşacağın duygular olabilir. Meditasyonun amacı düşüncelerimizden ve duygularımızdan kopmak, onları bastırmak değil, aksine onları gözlemlemektir. Sadece gözlemlemek. Her haliyle ve tüm çıplaklığıyla. O yüzden şunu bil ki, yanlış yaptığın bir şey yok, sadece izin ver!

Duygularımı iyi, kötü veya çirkin olarak etiketlemeden ya da yargılamadan, sadece ortaya çıkmalarına izin vermeyi başlangıçta çok zor buldum. Geçmiş yaralar, eski acılar, kin ve kızgınlıklar yüzeye çıktıkça yargılamamak zor geldi. Tüm bu hoş olmayan, rahatsız edici, korkutucu, acı verici duygularla başa çıkmak kolay olmasa da başlangıçta, duygusal yaraları iyileştirmek ve bütün, sağlıklı, mutlu bir insan olmak için yapabileceğimiz en etkili şey bu anları "kaçmadan ve korkmadan" deneyimlemek bana kalırsa.

Zamanla tüm eski deneyimim tepetaklak oldu. Sanki zihnimde bir "büyüteç" oluşmaya başladı, zamanla ben olayların "gözlemci"si haline geldim. Biraz daha yakından bakayım! Kimliklenmeden sadece gözlemleyen ve izleyen, yargılamayan, çıkarım yapmayan ve yorum katmadan, kattığı yorumları gerçek zannederek hareket etmeyen bir bene dönüştüm.


Tüm bu deneyimlerimden sonra şimdilerse ise meditasyon pratiğimde, bazen nefesimi, bazen dışarıdaki sesleri, bazen de zihnimden geçen düşünceleri, bedenimde duyguların yarattığı etkileri fark ediyorum. Bazen orada oturup hiçbir şey yapmıyorum. Sadece duruyorum. Bazen huzur hissediyorum. Bazen ise tedirginlik veya üzüntü hissediyorum.


Bazen ağlıyorum. Sebebini bile bilmiyorum. Bazen ise hiç beklemediğim bir anda sebebini keşfediyorum. Çoğunlukla orada olduğum için "minnettar" hissediyorum. Ve sonra, günüme geri döndüğümde varlığımı ve enerjimi çok daha yoğun hissediyorum!

Zamanla 5 dakika oturamayan, zaman geçmek bilmediği için sürekli gözünü açıp saati kontrol eden ben şimdilerde ise 1 saati aşkın meditasyonda kalıyorum. Ve zaman nasıl geçiyor inanın kestiremiyorum!


Değişimin hızlı ve gözle görülür bir şekilde gerçekleşmesini bekleme eğilimindeyiz ve değişikliği görmediğimizde oradan tüyesimiz geliyor! Nasıl ki cildimizdeki lekelerin geçmesi için 1 hafta yeterli olmayacaksa, ya da karın kaslarımız 2 gün spor yaparak çıkmayacaksa, meditasyonun etkilerini görmemiz için de zaman, sebat ve sabır gerekiyor bana kalırsa.

Bana göre meditasyon yapmak farkındalık ve niyetle geçirilen bir zamandan ibaret. Bu sebeple meditasyon yapmanın gerçekten yanlış bir yolu yoktur aslında. Hiç kimse bize kendi öğrenmemizin nasıl gerçekleşeceğini söyleyemez; her yolculuk eşsizdir! Bir mola vererek kendimizle yeniden bağlantı kurmamızın, kendimizi tanımamızın en etkili yollarından biridir meditasyon. Her seferinde kendimize bir adım daha atarak.


Meditasyonun büyüsü buradan geliyor benim için: "Beni bana tanıtan bir yol".


Hadi biraz gözlerimizi kapatıp hiçbir şey yapmayalım!

  • Siyah Instagram Simge