Savaş, Kaç ya da Don!

Hayatımızı her an acil durum çağrısı almaya hazır bir şekilde yaşıyoruz. Her zaman tetikte. Tehlike her an yanıbaşımızda gibi. Denge içinde ve değişmeyen tek bir şey oluyor: düzenli stres seviyemiz.

Ormanda ceylanı avlamaya hazırlanan aslan, avını gözlemleyip yanına yaklaşmak için doğru zamanı bekler. Bunu fark eden ceylanın tepkisi savaşmak, kaçmak ya da donup kalmak olur. Gündelik hayatımızda karşımıza her an bir aslan çıkacak gibi yaşayan bir ceylandan farkımız yok gibi. Her an avlanacak gibi hissederken, kendimizi her türlü tehlikeye karşı hazırlıyoruz ve iç dünyamızda verdiğimiz reaksiyon da bir ceylandan farksız oluyor. Olaylar karşısında ya arkamıza bakmadan kaçıyoruz ya sonuna kadar savaşıyoruz ya da dona kalıyoruz. Doğru olan hangisi peki?

Savaş - kaç ya da don mekanizması" tehlike anlarında bizi koruyor ve dikkatimizi odaklamamızı sağlıyor. Ancak bu halde uzun süre kaldığımızda - her an bir tehlikeyle karşılaşacakmış gibi - beyin dalgalarımız da dengesini şaşırmaya başlıyor.

Hayatta kalmak için, daha güçlü olmak için, rekabet etmek için sınırlarımızı sonuna kadar zorluyoruz. Sınırlarını zorladığımız zihnimiz de tutarlı çalışmamaya başlıyor. Beynimizden bedenimize gönderilen mesajlar düzenini yitiriyor.

  • Vücudumuzda tam olarak neler oluyor?

Savaş - kaç - don tepkisi sırasında vücudumuzda birçok fizyolojik değişiklik meydana geliyor. "Tepki" beynimizin algılanan korkudan sorumlu kısmı olan "amigdala"mızda başlıyor. Amigdala, otonom sinir sistemimizi uyaran "hipotalamus"a sinyaller göndererek yanıt veriyor.


Otonom sinir sistemimiz: "sempatik ve parasempatik sinir sistemleri"nden oluşuyor.

  1. Sempatik sinir sistemimiz savaş ya da kaç tepkisini yönlendirirken,

  2. Parasempatik sinir sistemimiz donma tepkimizi tetikliyor.

Yani nasıl tepki vereceğimiz "o anda hangi sistemimizin yanıta hakim olduğu"na bağlı oluyor. Genel olarak, otonom sinir sistemimiz uyarıldığında, vücudumuz "adrenalin ve stres hormonu" olan "kortizol"u salgılıyor.


Bağışıklığımız düşüyor, sindirim sistemimiz bozuluyor, hormonlarımızın dengesi şaşıyor, kalp ritmimiz daha o an sekteye uğramaya başlıyor ve bunu er ya da geç hissediyoruz!

  • Kalp atış hızımız: Kalbimiz, ana kaslarımıza oksijen getirmek için daha hızlı atar. Donma sırasında kalp atış hızımız artabilir veya azalabilir.

  • Akciğerlerimiz: Kanımıza daha fazla oksijen vermek için nefes alıp vermemiz hızlanır. Donma yanıtında nefesimizi tutabilir veya nefes almayı kısıtlayabiliriz.

  • Gözlerimiz: Çevresel görüşümüz artar, böylece çevremizi fark edebiliriz. Göz bebeklerimiz büyür ve daha fazla ışık alır, bu da daha iyi görmemize yardımcı olur.

  • Kulaklarımız: Kulaklarımız "canlanır" ve işitme duyumuz keskinleşir.

  • Cildimiz: Cildimiz daha fazla ter üretebilir veya soğuyabilir. Solgun görünebilir veya tüylerimiz diken diken olabilir.

  • Ellerimiz ve ayaklarımız: Ana kaslarımıza kan akışı arttıkça ellerimiz ve ayaklarımız soğuyabilir.

  • Ağrı algımız: Dövüş ya da kaç, acı algımızı geçici olarak azaltır.

Bu tepkiler size de tanıdık geldi mi? Bir anda çarpıntınız tutarken buluyor musunuz kendinizi? Nefesinizi tuttuğunuzu fark ettiğiniz, elleriniz ve ayaklarınızın neden buz kestiğine anlam veremediğiniz oluyor mu? Ben ve çevremde gözlemlediğim kadarıyla hepimiz bu durumlardan "bir aslan görmesek dahi" muzdaribiz!

  • Bu denli yüksek stres halini yaratan şey ne oluyor?

Tabiki yine ve yine "düşüncelerimiz" başrolde! Salgıladığımız stres kimyasalları "dengesiz bir sinir sistemi" yaratıyor. Sinirli, gergin, öfkeli, kaygı içinde, korku dolu olmamızın sebebi bu hayatta kalma, "her an tehlikeyle karşılaşacak olma odaklı düşüncelerimiz" oluyor. Düşünme biçimimiz aynı kaldığı takdirde, yüksek stres seviyelerimiz ve aynı duygular içinde kendimizi bulma sürecimiz de devam ediyor. O zaman ne yaparız? Biz de yeni bir düşünme şekline geçeriz!


Dış dünyaya odaklı olan düşüncelerimiz - diğer insanlar, yerler, dış görünüşümüz, zaman - içsel dünyamızdan uzaklaştırıyor hepimizi. Kaybetme korkusuyla sahip olduğumuz her şeye sıkıca tutunuyoruz ve daha fazlasını istiyoruz. Kendimize ayıracak enerjimiz kalmıyor ve her birimiz içten içe tükeniyoruz. Güzel haber şu ki, bu durumun içinden çıkmamız mümkün!


"Savaş - kaç - don döngüsü" biz insanları tehlike anlarında hayatta tuttsa da her an böyle yaşamak, her an tetikte yaşamak, her an tehlikeye karşı gardımızı alır halde olmak hem fiziksel hem de psikolojik olarak bizi hasta ediyor. Tarihe baktığımızda yapılan hangi savaş yaşanan sorunlara çözüm oldu? Kaçtıkça kovalanmak, kovalandıkça kaçmak ne kadar sürdürülebilir oldu hayatlarımızda? Olaylar karşısında donup kalmak, tepkisizlik içinde olmak ne zaman fayda sağladı? Bu tepkilerin hiçbiri bize fayda sağlamıyor.

Stres seviyemizi kontrol etmek işte bu yüzden çok önemlidir. Vahşi doğada yaşayan hayvanlar değiliz ki biz! Zihnimizi tutarlı ve düzenli şekilde çalışacak seviyeye her birimiz getirebiliriz.

  • Zihnimi "her an tehlike halinde"ymiş hissinden uzak tutmak için neler yapıyorum? ve Sen neler yapabilirsin?


1. Meditasyon ve farkındalık uygulamaları ile stresi yaratan düşüncelerimi fark ediyorum. İç dünyama dönerek, sessizlikte kalarak, ezberlediğim düşünce kalıplarımı dinleyerek sorguluyorum. Sorgulamayla dönüşümün başlamaması mümkün değil!


2. Gevşememi teşvik eden derin karın nefesi (özellikle Nadi Shodhana) egzersizleri beni oldukça sakinleştiriyor. Aşağıda senin için pratiğin nasıl yapıldığına dair bir uygulama bırakıyorum!

https://www.youtube.com/watch?v=iTGF9H3PEBc&t=1s


3. Sakinleştirici bir kelimeye (huzurluyum, sevgi doluyum, sağlıklıyım, şefkat benimle, mutluyum gibi) odaklanıyorum ya da bana huzur veren görüntülere (bana yılbaşı süsleri, sokaklar, kitap evleri ve doğa görüntüleri en huzur veren görüntüler arasında!) bakıyorum.


4. İyi dileklerde ve niyetlerde bulunuyorum. Ama işin püf noktası bunları şimdiden gerçekleşmiş gibi hissederek imgeliyorum!


5. Şükür edeceğim şeyleri hatırlatıyorum kendime. Çünkü böyle zamanlarda her şey kötüymüş ya da zormuş gibi geliyor gözümüze. Bu hatırlatma hayatımızdaki bardağın boş tarafına odaklanan zihnimizden anında uzaklaştırmaya başlıyor bizi. İçim bu hatırlatma aracılığıyla anında bambaşka duygularla dolmaya başlıyor, en başta da minnet!


6. Tai Chi & Qigong gibi Çin kökenli Taoist öğretilerin içsel uygulama sanatlarından faydalanıyorum. (Bunu uygulamak başlangıçta gerçekten sabır istiyor. Bana da zamanında Fonsiyonal Tıp Uzmanı olan, canım hekimim önermişti. Hareketleri büyük bir farkındalıkla ve yavaş yaparken, zihin inanılmaz bir şekilde durulmaya başlıyor! )

Tai Chi Pratiği:

https://www.youtube.com/watch?v=cEOS2zoyQw4&t=350s

Qigong Pratiği: (Bu pratik gerçekten çok yavaşlatıyor ve sakinleştiriyor beni!)

https://www.youtube.com/watch?v=cwlvTcWR3Gs&t=29s


7. Ve tabiki düzenli yoga yapıyorum. Bedenimin ve bağ dokularımın esnemesiyle, zihnim de hiç şüphe yok ki sakinleşiyor.


8. Sağlıklı sosyal ilişkileri beslemek de, her konuda olduğu gibi, çok önemli bir yer alıyor. Samimiyet barındıran, gerçek ve sevgi dolu ilişilerin iyi gelmeyeceği hiçbir şey yok bana kalırsa! Her türlü ilişkimde sevgiyi hissediyor, ilişkilerimi gerçekten önemsiyor ve önemsediğimi belli etmekten hiç çekinmiyorum!


Sen de yukarıda bahsettiğim bana iyi gelen yöntemleri deneyerek bilinçsizce kendimizi içinde bulduğumuz "savaş-kaç-don" tepkilerinden kendini azat edebilir, çok daha huzurlu ve mutlu hissedebilirsin. Haydi katıl bana!


Kaynak: https://www.health.harvard.edu/

  • Siyah Instagram Simge