Sevmek Bir Sanat Mıdır?

Sevmek üzerine bir emek sarf edilmedi midir? Yoksa sevmek şans eseri, kendiliğinden, çabasız mı gerçekleşmelidir? Çoğumuz ilk kısmı okurken bile rahatsız oluyoruz belki de. Çaba gerektiren sevgiyi “zorlama” bir sevme şekli olarak görürken, çabasız sevgiyi ise “gerçek sevgi" olarak tanımlıyoruz.

"Sevgi sorunu" daha çok toplumumuzda sevmekten ziyade, “sevilme sorunu” olarak ortaya çıkıyor. Erkekler için bu yol başarılı olmak, zengin ve güçlü olmak, toplumda sözünün geçebildiği bir mertebeye ulaşmaktan geçerken, kadınlarda ise dış görünüme, bedene, giyilen kıyafete özen göstererek kendini çekici ve göze hitap eden bir görünüşe bürümekten geçiyor. Bir başka başvurulan yol ise, hem kadınlar hem de erkekler tarafından, “kişileri etkilemek ya da alkış toplamak” için yardımlar yapmak, özveri konuşmaları ya da duyarlılık paylaşımlarında bulunmak olarak karşımıza çıkıyor.


En “Ben yapmam öyle şey!” diyenimiz bile bunu yaparken bulmuştur kendisini. Bunu kabul etmek başlangıçta zor olsa da, eylemlerimizin özünde çoğu kez bu bilinç yatabiliyor. Çünkü bize öğretilen gerçek bu: "sevmekten ziyade nasıl sevilebileceğimiz."

“Sevgi" diyor Erich Fromm “Kişinin varoluş sorununa en doğurgan yanıttır. Ancak, çoğumuz sevgi için - olgunluk, bilgi ve cesaretle büyüyen bir sevgi için - sığamızı (kapasitemizi) geliştirmeyi beceremiyoruz. Sevmeyi öğrenmek demek de - öteki sanatlar gibi - çalışma ve dikkat ister. Dahası, iç görü ve anlayış ister.”

Çocukluk yıllarımızda yemeğimizi bitirdiğimiz takdirde istediğimiz oyuncak alındı. İlkokul ve ortaokul yıllarında karnemizde tüm notlarımız yıldızlı pekiyi olduğunda takdir edildik. Üniversitede iyi bir dereceyle mezun olamazsak iyi bir işe giremeyeceğimiz, toplum tarafından kabul edilmemizin ya da ailemiz tarafından desteklenmemizin zor olacağı öğretildi bize. Her zaman “sevilmek için yapmamız gereken şeyler” vardı.


Hiçbir şey yapmadan, “sadece olduğumuz için” sevmeyi ve sevilmeyi öğrenmediğimiz için sevmeyi şans eseri olan bir duygu zannetmeye başladık. “Hay aksi! Sevgi beni bulmuyor.” diye düşünür olduk. Ama hayır, doğru cümle: “Hay aksi! Sevmeyi ve sevilmeyi bilmiyorum.” değil mi sizce de? Bir düşünün.


Enerjimizin tümünü yüksek statü sahibi olmaya, toplum tarafından alkışlanmaya, daha çok paraya, prestije, güce, güzelliğe, daha çok kıyafete, en iyi standartlara sahip olmaya harcar olduk. Enerjimizi tüm bu şeyler yerine “sevmek” üzerine harcamamızın zamanı gelmedi mi?


Sevmek ve sevilmek üzerine çok nasihat dinledik, okuduk, yazdık, çizdik ve sayısız filmde bir çok ana tanık olduk. Peki konu "kendimizi sevmeye" geldiğinde, kendimizi sevdiğimizi gönül rahatlığıyla söyleyebiliyor muyuz? Şu anda bir dur ve düşün. "Kendimi gerçekten seviyorum." diyebiliyor musun hiç tereddüt etmeden?

Bana kalırsa "kendini sevebilmek", başkasını sevebilenlerde bulunur. Kendimize duyduğumuz sevgi, bir başkasına duyduğumuz sevgiyle ayrılmaz bir biçimde bağlıdır. Hepimiz birbirimizin birer yansımasıyız. Bunu ezberden yazılmış bir cümle olarak görme, çünkü gerçekten öyleyiz! Senin iyiliğinden ve mutluluğundan benim etkilenmemem mümkün olabilir mi? Ya da senin mutsuzluğun, kalp kırıklığın karşısında bir duvar gibi durabilmemin imkanı var mı?


"Bencil" olan kişi sadece kendi ihtiyaçlarını ön planda tutar. Vermekten çok almak onun için önemlidir, içinde bulunduğu her durumda kendini önceliği yapar ve kendine fayda sağlamaktır varmak istediği yer. Sevmeyi becermesi de bana kalırsa pek mümkün olmaz.

"Kendini sevmek" ve "bencillik" bu açıdan karıştırılmamalıdır. Aksine birbirine oldukça zıt iki durumdur. Bencil olan kişide sevme yetisi yokken, kendini seven kişide sevme yetisi doruklardadır. Çünkü kendini seven insan, her şeyi sevmeye ve sevebilmeye hazır olandır! Aslında hepimiz içinde doğuştan var olan ve ortaya çıkmayı beklen tarafımız.


Bencil olan ise “kendini sevme yetisinden” mahrum bırakır kendini. Sevemediği için doyum ve haz peşinde koşar. Sevememe hali en çok da kendinde tezahür eder. Kendisini sevmede yetersiz oluşu kök sebeptir aslında, dışarıdan algılanın tam tersine.

“Kendinizi severseniz, başkalarını da kendiniz denli seversiniz. Başkalarını kendinizi sevdiğinizden daha az sevdiğiniz sürece, kendini sevmede gerçek başarıyı elde edemezsiniz. Ama kendiniz de içinde olmak üzere herkesi bir severseniz, onları tek bir kişi gibi seversiniz.” - Meister Eckhart

Kendi varlığını tanımayan, özünü sevmeyen bir insanın başka birine duyduğu sevgi de pek sürdürülebilir olmuyor. Öz sevgiyle birlikte doğan ilişkilerde karşılıklı bir büyüme ve gelişme zaten kendiliğinden olur. Özünü seven insan ister bir üzüntü, ister bir mutluluk, ister eğlence, ister bir kavga ortamı olsun yıkıcı olmadan ortak paydada özveriyle buluşur. Yakıp yıkmak yerine inşa etmektir her defasında varmak istediği yer.


"Kendimizi" sevmenin aslında hayatımızda "daha fazla sevgi yaratacağından" emin olabiliriz! Sor kendine: "Bir insan olarak kendinin ne kadar değerli olduğuna inanıyorsun? Kendini sevgiyi hak eden eşsiz bir birey olarak görüyor veya bu doğrultuda muamele ediyor musun?"


Sevgisiz davrandığımız her an gerçekte kim olduğumuzu unutuyoruz. "Hakkımızdaki asıl gerçeği görseydik, ışıktan gözlerimiz kamaşırdı." diyor Marianne Williamson. Sizce de haklı değil mi? Biz yeter ki görmeyi seçelim!

Sevgiyi hissetmek için, sevginin ta kendisi olmak için hayatında şu andan daha iyi bir zaman yok! Beklemeyi bırak! Ertelemeyi bırak! Daha doyurucu bir hayata giden yolculuğun tam da şu anda, burada başlasın!


2021’ de hepimiz için dileğim: asıl gerçeğimizi, içimizdeki saf sevgiyi görebilmek ve hissedebilmek, önce en çok kendimizi sevmek, sevdiğimiz her bir kişiyi güzel sevmek ve kendimizi güzel sevebilmeye açmak, yakıp yıkmak yerine inşa edebilmeyi seçmek. Hem de her defasında.


Çünkü günün sonuda "sevgiyi, sevmeyi ve sevilebilmeyi hissetmekten" önemli ne olabilir ki?


Ve şunu da eklemek isterim ki kendimize karşı nazik ve sabırlı olmayı da unutmayalım. Şu anda tüm bilgi ve deneyimlerimizle her birimiz elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz!


Ve ben her birinizi çok seviyorum!


Kaynak: Erich Fromm