Zor Zamanlarla Başa Çıkmak

Hiç şöyle düşündüğünüz oldu mu? “Her şey gerçekten iyi, öyleyse neden bu kadar üzgün hissediyorum?" ya da "Mutsuzum ama mutsuz olacağım hiçbir şey yok." veya “Kafamda çok gürültü var. Genel olarak "iyi bir hayatım" olmasına rağmen, bu dırdırcı duygudan kurtulamıyorum."

Normalde, ilk içgüdümüz rahatsız edici bu duyguları kendimizden uzaklaştırmaya ve hayatımızın bu acı dönemlerinden kurtulmak için acil çıkış kapısını bulmaya yöneliyor. “Kaçtım, evet artık yoklar!” Gerçekten yok oldular mı?

Düşünceleri uzaklaştırmaya çalışsak da daha müdahaleci ve daha baskıcı hale geliyorlar. Carl G. Jung tarafından söylenen bir söz vardır: “Direndiğiniz şey devam eder." Başka bir deyişle, hayat boyu daha sert düşünme, daha fazla rasyonelleştirme veya duygularımızı görmezden gelme stratejilerimiz acıyı uzaklaştırmada etkisiz hale geliyorlar.

“Evimizde, zihnimizde veya herhangi bir alanda devamlı güvence, haz, mutluluk, sıkıntısızlık ve rahatlık peşinde koşmaya devam ettiğimiz sürece mutsuzluğumuz devam edecek, arayışımız bitmeyecek.” - Pema Chödrön

Altımızdaki sağlam zemin tek bir dalgayla tam anlamıyla yıkandığında, biz ne yapacağız? Darmaduman mı olacağız? Korkup kaçacak mıyız? Mücadeleyi daha en başında bırakacak mıyız? Hayır!


Budist rahibe, öğretmen ve yazar Pema Chödrön' ü ilk okuduğumda bana her şeyin süreksiz olduğunu, körü körüne bağlanmanın sadece acıyı getirdiğini ve iyileşmenin kendimize ve başkalarına iyilik göstermekten geçtiğini öğretti. Günlük zaferlerimize ve trajedilerimize dayanmak için hepimizin yaptığının aksine, korkudan kaçmayı bırakmamızı ve kaosu hoş karşılamamızı öğütlüyor. Mücadeleyi bırakmamız ve bizi tehdit eden şeye doğrudan bakmamız gerektiğine inanıyor.


Ne de olsa "Hiçbir şey bize bilmemiz gerekeni tam olarak öğretmeden geçip gitmez.

Ona göre, "Her gün bize açılmamız veya kapanmamız için birçok fırsat veriliyor. En değerli fırsat, olan biteni kaldıramayacağımızı düşündüğümüz yere geldiğimizde kendini gösterir..


Çoğumuz bu durumları öğreti olarak kabul etmiyoruz. Onlardan otomatik olarak nefret ediyoruz. Deli gibi koşuyoruz. Kaçmak için her türlü yolu kullanırız - tüm bağımlılıklar, sınırlarımızla karşılaştığımızda bu andan kaynaklanır ve buna dayanamıyoruz.

Temelde, hayal kırıklığı, utanç ve kendimizi iyi hissedemediğimiz tüm bu yerler bir tür ölümdür. Yerimizi tamamen kaybettik; onu bir arada tutamıyoruz ve her şeyin zirvesinde olduğumuzu hissediyoruz. Doğumun olması için ölüm gerektiğini fark etmek yerine, sadece ölüm korkusuyla savaşıyoruz."


Umarım öğretileri sizin için de bir fark yaratırlar!

  • Bir şeyler darmadağan oluyor ve bir araya geliyor

"Darmadağan olan şeyler bir tür imtihandır ve aynı zamanda bir çeşit şifadır. Amacın testi geçmek veya sorunun üstesinden gelmek olduğunu düşünüyoruz, ancak gerçek şu ki, işler gerçekten çözülemiyor. Bir araya geliyor ve dağılıyorlar. Sonra tekrar bir araya geliyor ve tekrar dağılıyorlar.. İyileşme, tüm bunların gerçekleşmesi için yer olmasına izin vermekten geçiyor: keder, rahatlama, sefalet ve neşe için yer." diyor Pema Chödrön.

Hepimiz hayatlarımızın güzel bir "bulmaca gibi" birbirine uymasını istiyoruz. Ve sık sık, bu sorunu ve bu sorunu da çözebilirsek, sonunda tamamlanacağını düşünüyoruz.

Ancak gerçek şu ki, her zaman eksik parçalar var. Hayatın gerçeği bu. Ve şeylerin nihayet bir araya geleceği beklentimiz, sürekli olarak bir araya gelip parçalandığı bir dünyada gelişmemizi zorlaştırıyor!

  • Samsara çıkmazı

"Kalıcı bir zevk bulabileceğimizi ve acıdan kaçınabileceğimizi düşünmek, Budizm' de samsara denen şeydir, sonsuz bir şekilde dönüp duran ve çok acı çekmemize neden olan umutsuz bir döngü.

Acı çekmek, hayatımızdaki şeylerin "dayanılabilir" olacağına olan inancımızla tarafımızdan yaratılır. Mükemmel, uyumlu bir durumun ortaya çıkması umuduyla sürekli olarak zevkli deneyimler arar ve acıdan kaçınmaya çalışırız. Ama hayat böyle yürümüyor işte! Ve eğer bu gerçeğin peşinden gidersek samsara' nın umutsuz döngüsünde acı çekmeye devam eder hale geliyoruz.


Egomuz asla tatmin olmuyor. Sürekli daha fazlasına ihtiyaç duyarak varlığını sürdürüyor. Herhangi bir tatmin duygusu kısa ömürlü oluyor ve çabucak en başarılı insanların bile başına bela olacak bir "yetersizlik duygusu" onun eşlikçisi oluyor.

“Egoik yapı yerinde kaldığı sürece hiçbir içerik sizi tatmin etmeyecektir. Neye sahip olursanız olun veya ne alırsanız alın, mutlu olamayacaksınız. "


Ego tarafından emildiğimizde, doyum yolunda sürekli olarak daha fazla şey arıyoruz. Uğruna çabaladığımız şeyin, içimizde hissettiğimiz eksikliği gidereceğine inanıyoruz. Ama gerçekte, boş hissetmeye devam etmiyor muyuz? Öyleyse sürekli zevkli deneyimler aramamız ne ölçüde fayda sağlıyor bize? Ya da doğru soru: "Fayda sağlıyor mu?"

  • Sem ve Rikpa

Oysa ki hepimiz birer bilgeyiz! Doğuştan bilgeler.. Sem ve Rikpa, "zihni" tanımlayan Tibetçe kelimelerdir.


“Sem”, kendimizle ilgili imajımızı güçlendiren sürekli söylemsel gevezelik akışında olmamızdır. Hayatlarımıza inanmak için seçtiğimiz anlatıyı somutlaştıran kafamızdaki dönüp duran kasettir.

“Rikpa” ise, "zeka" veya "parlaklık" anlamına gelir. Bizim bilge zihnimizdir. Aralıksız iç planlamayı, endişeyi ve dileği durdurduğumuzda “rikpa” ortaya çıkar. Her zaman oradadır, ancak orada olduğunun farkında değildir her zaman. Rikpayı uyandıramaya var mısın?

  • Temelde temelsizlik

"Sıradan hayatlarımızın, yaptığımız onca konuşmanın, yaptığımız tüm hareketlerin, zihnimizdeki tüm düşüncelerin altında, temel bir temelsizlik var. Her zaman orada köpürüyor. Bunu huzursuzluk ve gerginlik olarak deneyimliyoruz. Bunu korku olarak deneyimliyoruz. Tutkuyu, saldırganlığı, cehaleti, kıskançlığı ve gururu motive ediyor ama biz asla onun özüne inemiyoruz. "


Çoğumuz bir şekilde sürekli hareket halinde kalıyoruz. Konuşuyoruz, hareket ediyoruz, düşünüyoruz.. Nadiren oturup kendimizle birlikte olmak için zaman ayırıyoruz. Bunu korkutucu olabileceğini düşündüğümüz için yapmıyoruz. Çünkü bizi hayatın güvencesiz ve temelsiz doğasına adapte edebilir olduğunu düşünüyoruz.

Artık “oyuncular” olmaktan kaçınmayı ve “hareketsiz” olmayı öğrenebiliriz ve gerçekten rahatlamaya başlayabiliriz!

  • Umut tehlikesi

"Umudumuzdan vazgeçmeden - daha iyi bir yerin olması, olunacak daha iyi birinin olması gibi - nerede olduğumuz ya da kim olduğumuz konusunda asla rahatlamayacağız."

Çim gerçekten yeşil mi? Senin peşinden koştuğun şey gerçekten seni oraya ait hissettirecek şey mi?


Dışarıdan daha büyük ve daha iyi şeylere bakmak yerine, kendimizle oturalım ve aradığımız şeyin içimizde bulunup bulunmadığına bakalım. Sadece başka bir yerde bizi daha iyi bir şeyin beklediğine dair umudumuzu bıraktığımızda, şu anda bulunduğumuz yerden zevk almaya başlayabiliriz!

  • Acıyı hissetmek

“Kendimizi yalnız hissettiğimizde, umutsuz hissettiğimizde, yapmak istediğimiz şey sağa sola hareket etmek oluyor. Oturup ne hissettiğimizi hissetmek istemiyoruz. Detoks yapmak istemiyoruz. "


Yalnızlık veya çaresizlik duygumuzdan kaçmak yerine onunla oturmayı deneyelim! Duygularımızla birlikte olmayı öğrenirken, ne olursa olsun, onlarla olan ilişkimizi değiştirmeye başlayacağız. Yalnızlıktan korkmayacağız - onu kollarımızı açarak karşılarken bulacağız kendimizi!

  • Tamamen hayatta olmak

"Tamamen canlı, tamamen insan ve tamamen uyanık olmak, sürekli olarak yuvadan atılmaktır. Dolu dolu yaşamak, her zaman kimsenin olmadığı topraklarda olmak, her anı tamamen yeni ve taze olarak deneyimlemektir. Yaşamak, tekrar tekrar ölmeye istekli olmaktır."


Her şeyin mükemmel bir şekilde bir araya gelmesini aslında gerçekten istemeyiz. Tamamen yaşamak, yaşamın doğasında var olan kaosu ve temelsizliği kucaklamakla ilgili değil midir? O tiyatroda çalışmayı öğrenebildiğimizde, tam anlamıyla yaşama sanatını da öğrenmiş oluruz!

  • Bodhichitta olmak

Asil veya uyanmış kalp anlamına gelen Sanskritçe bir kelimedir ve o tüm varlıklarda, hepimizde mevcuttur! Aslında hepimiz birer bodhichittayız!

Pema Chödrön acıya karşı tek bir yararlı yaklaşım olduğunu söylüyor: içine düştüğümüz belirsizlik ortamında gevşemek, acılı durumlara merakla, dostça ve yürekli bir tavırla yaklaşmak.


Hepimiz kaosun ortasın "çaresiz" hissediyoruz. Evet hepimiz! Ama aynı zamanda, hepimiz kaosun ortasında "dimdik durabilecek" güçteyiz. Evet, yine hepimiz! Sarsılmaz sevgiyi ve gerçek doğamızı keşfederek bunu yapabiliriz.


Yaşamın esası meydan okuması değil mi? Yaşamın meydan okumasında karşımıza çıkan veya başımıza gelen her şeyi doğru yaklaşımla bir uyanma, silkelenme ve farkına varma aracı olarak kullanabiliriz!


Kaynak: Pema Chödrön - Her Şey Darmadağan Olduğunda